Bazı projeler vardır; yalnızca bugünü değil, yarını da düşünür. Bazı çalışmalar vardır; sadece bir çevre düzenlemesi değil, bir medeniyet anlayışının yansımasıdır.
Türkiye’de Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde ve himayesinde hayata geçirilen Sıfır Atık Projesi de işte tam olarak böyle bir vizyonun ürünüdür.
Sıfır Atık Projesi, çoğu zaman yalnızca geri dönüşüm kutularından ibaret bir çalışma gibi algılanıyor. Oysa bu proje, aslında insan sağlığını, doğal kaynaklarımızı, ekonomimizi ve geleceğimizi korumaya yönelik büyük bir toplumsal dönüşüm hareketidir.
Bizler Sakarya’da yaşayan insanlar olarak bu konunun önemini çok daha iyi kavramak zorundayız. Çünkü yaşadığımız şehir, sahip olduğu doğal zenginliklerle Türkiye’nin en kıymetli bölgelerinden biridir.
Sapanca Gölü yalnızca Sakarya’nın değil, ülkemizin en önemli tatlı su kaynaklarından biridir. Sakarya Nehri ise yüzlerce kilometrelik yolculuğunda birçok canlıya hayat vermekte, tarımı beslemekte ve doğal ekosistemin devamlılığını sağlamaktadır.
Bugün bilinçsizce doğaya bırakılan bir plastik şişe, dere yataklarına atılan bir atık ya da kontrolsüz şekilde çevreye bırakılan çöpler yalnızca görüntü kirliliği oluşturmuyor.
Bu atıklar zamanla su kaynaklarımıza karışıyor, toprağımızı kirletiyor ve en sonunda dönüp dolaşıp insan sağlığını tehdit ediyor.
Kirlenen her dere, aslında geleceğimizden eksilen bir parçadır. Kirlenen her su kaynağı, çocuklarımızın yarınından çalınan bir değerdir.
İnsan sağlığı ile çevre sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez. Temiz suya erişemeyen toplumlar sağlıklı kalamaz.
Temiz toprağını kaybeden şehirler sürdürülebilir bir geleceğe sahip olamaz.
Bu nedenle sıfır atık anlayışı yalnızca çevrecilerin değil, her vatandaşın sahip çıkması gereken bir sorumluluktur.
Üstelik geri dönüşüm sadece doğayı korumaz; aynı zamanda milli ekonomiye de katkı sağlar.
Kullanılmış kağıdın, plastiğin, camın ve metalin yeniden ekonomiye kazandırılması hem doğal kaynak tüketimini azaltır hem de ülkemizin üretim gücünü destekler. İsraf edilen her kaynak aslında kaybedilen bir milli servettir.
Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en değerli mirasın banka hesapları, arsalar veya binalar olmadığına inanıyorum.
Asıl miras; temiz göller, temiz nehirler, nefes alınabilen bir hava ve korunmuş bir doğadır. Çünkü para yeniden kazanılabilir, ancak kaybedilen doğal kaynaklar çoğu zaman geri getirilemez.
Sakarya; gölüyle, nehriyle, ormanlarıyla ve bereketli topraklarıyla bize emanet edilmiş eşsiz bir değerdir.
Bu emaneti korumak ise hepimizin ortak görevidir. Sıfır Atık Projesi’ni yalnızca bir devlet politikası olarak değil, çocuklarımıza karşı taşıdığımız vicdani sorumluluğun bir gereği olarak görmeliyiz.
Doğa siyasetin, makamın ya da kişisel çıkarların üstündedir.
Temiz bir Sakarya, temiz bir Türkiye ve sağlıklı bir gelecek ancak ortak sorumluluk bilinciyle mümkün olacaktır.
Unutmayalım ki; doğa bize atalarımızdan miras kalmadı.
Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık.