Vakit geldi çattı. Okullar bu hafta tatil oluyor, çocuklar yaz tatilini nasıl değerlendirecekler?

Bir telefon veya bir tablet ekranına bağımlı olarak mı?

Bir öğrencinin arkadaşına şiddet uygulaması, bir başka çocuğun akran zorbalığı nedeniyle içine kapanması ya da küçük yaşta öfkenin normalleşmesi sıradan bir haber gibi geçip gidiyor.

Oysa durup düşünmek gerekiyor.

Çünkü mesele birkaç çocuğun kavga etmesinden çok daha büyük.

Asıl soru şu:

Çocuklar neden bu kadar öfkeli?

Bir çocuk dünyaya kinle, nefretle ya da şiddet eğilimiyle gelmez. İnsan yavrusu gördüğünü öğrenir, duyduğunu tekrar eder ve yaşadığı çevrenin bir yansımasına dönüşür.

Bugün okul koridorlarında gördüğümüz tabloyu anlamak istiyorsak önce kendi dünyamıza bakmak zorundayız.

Evlerde insanlar birbirini dinlemiyor.

Sokakta tahammül azalıyor.

Trafikte öfke sıradanlaşıyor.

Televizyonlarda bağıranlar daha çok izleniyor.

Sosyal medyada hakaret edenler daha fazla görünür oluyor.

Çocuk ise bütün bunları sessizce izliyor.

Psikoloji bilimi bize yıllardır aynı şeyi söylüyor:

Bir çocuk kendisine anlatılanı değil, kendisine gösterileni öğrenir.

Bizler çocuklara saygıyı öğütlerken onlar saygısızlığı seyrediyor.

Merhameti anlatırken acımasızlığı izliyor.

Empatiden bahsederken insanların birbirini linç ettiğine şahit oluyor.

Sonra da dönüp neden değiştiklerini sorguluyoruz.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz.

Çocuklar neden değişti demek yerine, biz yetişkinler neyi kaybettik diye sormamız gerekiyor.

Çünkü bir toplumun geleceği okul sıralarında değil, yetişkinlerin davranışlarında şekillenir.

Bugün çocukların elinde telefonlar var diye korkuyoruz.

Oysa tehlike telefonun kendisi değil.

Tehlike; ekranın arkasında değer üretmeyen, öfkeyi yücelten, başarıyı ahlakla değil güçle ölçen bir dünyanın kurulmuş olmasıdır. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde çocuklar bu kadar bilgiye ulaşmamıştı.

Ama aynı zamanda hiçbir dönemde bu kadar değersizlik, yalnızlık ve kimlik karmaşasıyla da karşı karşıya kalmamışlardı.

Bilgi arttı. Teknoloji gelişti. İmkânlar çoğaldı.

Fakat insanı insan yapan bazı değerler aynı hızla büyümedi.

İşte sorun tam olarak burada başlıyor.

Çocuklarımıza daha iyi okullar yapabiliriz.

Daha modern sınıflar kurabiliriz.

Daha güçlü teknolojiler sunabiliriz.

Ama onlara ahlakı, vicdanı, merhameti ve insan olmanın değerini aktaramıyorsak; inşa ettiğimiz her şey eksik kalacaktır.

Çünkü bir milletin geleceğini beton binalar değil, karakter sahibi nesiller belirler.

Bugün okul bahçelerinde gördüğümüz kavgalar aslında çocukların değil, toplumun sessiz çığlığıdır.

Ve unutulmamalıdır ki;

Bir nesil bozulmaya başladığında suçlu çocuklar değildir.

Onlara örnek olmak yerine onları seyretmeyi tercih eden yetişkinlerdir.

Belki de artık çocukları düzeltmeye çalışmaktan önce, aynaya bakma cesareti göstermeliyiz.