Hayat bazen insana en büyük dersleri, hiç beklemediği coğrafyalarda verir.

Mısır’ın Hurghada kentinde geçirdiğimiz beş gün, benim için yalnızca bir dalış seyahati değildi. Kızıldeniz’in büyüleyici maviliğine her inişimde şunu düşündüm; insan ne kadar derine inerse insin, eğer yüreğinde taşıdığı değerler sağlam değilse aslında hep yüzeyde kalıyor.

Deep Dive Türkiye Topluluğu olarak gerçekleştirdiğimiz bu yolculukta dostlarım Burak GÖKÇE, Musa Berk AL, Khadija LOUKILI, Nermin GÖKÇE ve eşim Selda KUZEY ile aynı tekneyi, aynı sofrayı, aynı heyecanı ve aynı sessizliği paylaştık.

Beş gün…

Takvime göre çok kısa.

Ama bazı insanlar vardır ki yıllarca tanırsınız, bir dostluk kuramazsınız. Bazıları ise sadece birkaç gün içinde hayatınıza öyle güzel dokunur ki sanki yıllardır aynı hikâyenin kahramanlarıymışsınız gibi hissedersiniz.

Bu seyahat bana uzun zamandır unuttuğumuz bir gerçeği yeniden hatırlattı.

Dostluk hala var.

Hem de hiçbir menfaat beklemeden…

Paylaşmanın bir karşılığı olmadığı, samimiyetin hesap kitap yapmadığı, insanların birbirini olduğu gibi kabul ettiği dostluklar hala var.

Günümüz dünyasında bunun ne kadar kıymetli olduğunu belki de en iyi, çıkar ilişkilerinin arasında yorulan insanlar anlayabilir.

Belki de insanın en büyük zenginliği, adını gönül rahatlığıyla ‘dostum’ diyebildiği insanlardır.

Bu yolculuğu unutulmaz kılan ise yalnızca kurduğumuz dostluklar değildi.

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla Kızıldeniz’in derinliklerinde gerçekleştirdiğimiz anma dalışı, ömrüm boyunca hafızamdan silinmeyecek anlardan biri oldu.

Denizin onlarca metre altında ay yıldızlı bayrağımızı açarken tarifsiz bir duygu yaşadık.

O an sadece bir bayrak taşımıyorduk. Tarih taşıyorduk. Şehitlerimizin emanetini taşıyorduk. Bağımsızlığımızı taşıyorduk.

Ve en önemlisi, dünyanın neresinde olursak olalım, bu milletin evlatlarının vatan sevgisinin sınır tanımadığını gösteriyorduk.

Farklı ülkelerden dalgıçların büyük bir ilgi ve saygıyla izlediği o an, aslında bayrağın sadece bir kumaş parçası olmadığını bir kez daha hatırlattı. Dosta güven; düşmana korku saldı. Saygı evrenseldir. Bayrağına duyulan sevgi de öyledir.

16 Temmuz’da Türkiye’ye döndüğümüzde valizlerimizde birkaç kıyafetten fazlası vardır.

Kalbimizde yeni dostluklar, hafızamızda unutulmayacak anılar ve tarifsiz bir gurur.

Yurt dışında dalgalanan bir Türk Bayrağı daha anlamlı görünür, bu yüzden İstiklal Marşı’nı sınırların ötesinde duyduğunda gözlerin dolar.

Bu yüzden insan, vatanın aslında sadece üzerinde yaşadığı toprak olmadığını; birlikte hatırladığı tarih, birlikte taşıdığı acılar ve birlikte koruduğu değerler olduğunu idrak eder.

15 Temmuz da tam olarak bunun adıdır.

O gece sadece bir darbe girişimi engellenmedi; bir millet, iradesine zincir vurulamayacağını bütün dünyaya ilan etti.

Bugün bizlere düşen görev ise yalnızca o geceyi hatırlamak değil; uğruna can verilen bu vatanın kıymetini her gün yeniden bilmektir.

Bu vesileyle, aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla anıyor; gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Bazı bayraklar sadece göklere çekilmez, bazı bayraklar yürekte taşınır.