Deprem takvime bakmaz. “Yüzde 80’e geldik” cümlesini dinlemez. Tebligatın postaya verilmesini beklemez. Fay hattı çatladığında, bürokrasinin mazereti olmaz.
1999’da Gölcük Depremi oldu. Binlerce insanı toprağa verdik. “Bir daha asla” dedik. 2023’te Kahramanmaraş Depremleri yaşandı. Aynı cümleyi bir daha kurduk. Peki sonuç? Hâlâ “yüzde 80”, “tebligatlar hazırlanıyor”, “süreç devam ediyor”…
Deprem süreci devam etmiyor. Deprem beklemiyor. İnsanlar hâlâ oturduğu binanın riskli olup olmadığını bilmiyor. Mahallede toplanma alanı var mı, bilen yok. Varsa nerede? Tabelası nerede? Tatbikat nerede?
Şaka mıyız biz?
Kentsel dönüşüm dediğiniz şey PowerPoint sunumu değil. Basın toplantısında grafik göstermek değil. Bu iş ya var ya yoktur. Ya bina sağlamdır ya değildir. Ortası yok. “Bir şey olacak ama ne zaman?” İşte mesele tam bu. O “ne zaman” belirsiz. Ama risk kesin. Fay hattı orada. Binalar orada. İnsanlar içinde. Kaplumbağa hızında ilerleyen dönüşüm, aslında yerinde saymaktır. Her geçen gün risk aynı kalmıyor; büyüyor. Beton yaşlanıyor. Kolon yoruluyor.
İnsanlar artık “Bizim bina sağlamdır herhalde” diye kendi kendini teselli ediyor. Deprem siyaset üstüdür denir. Doğru. Ama deprem öncesi hazırlık tamamen yönetim işidir. Plan yapacaksınız. Net takvim açıklayacaksınız. Şu mahallede şu tarihte yıkım. Şu bölgede şu tarihte temel. Bu kadar basit. Toplanma alanı nerede? Harita yayınlayın. SMS atın. Okullarda tatbikat yapın. Mahalle mahalle anlatın. İnsanlar bilsin. Çünkü deprem anında Google’a bakacak vakit olmayacak. Hatta erişim olmayacak!