İstatistiklere göre asayiş suçlarında, Ramazan ayında azalma görülüyor.

Bunun tek izahı vardır. O da oruç insanı kötülüklere karşı korumaktadır.

Oruç tutmak aslında kendini tutmaktır.

Bu da orucun özünde tutmak olduğunu, oruç tutan kişinin kendini tuttuğunu, daha doğrusu tutması gerektiğini ifade eder.

Daha açık ifadeyle, oruç tutan kişi kendini günahlara karşı tutan kişidir.

‘Öyle bir oruç tut ki, o da seni tutsun’ dan kasıt budur.

Oruç bir kalkandır aynı zamanda…

Efendimiz (as) Oruç bir kalkandır buyurmuş ki oruç adeta bir kalkan gibi insanı şeytanın ve nefsin saldırılarından korumakta…

Ramazan ayında şeytanlar bağlanır, ifadesi de bununla bağlantılı.

Şeytanın bağlanması da yine bizimle alakalıdır.

Yoksa şeytanlar kendiliğinden bağlanmazlar.

Oruç tutanın şeytanı bağlanır aslında.

Orucun günahlara karşı bir sigorta vazifesi görmesi göz önüne alındığında bu durum daha net anlaşılıyor.

Çünkü oruç olan yerde şeytan da olmuyor.

Oruç ayeti olan Bakara 183 ün sonundaki korunursunuz ifadesi bize önemli bir mesaj vermektedir.

Mesaj şu: Siz ey oruçlular! Oruç ile korunursunuz. Oruç sizi apaçık düşmanınız olan şeytandan korur. Böylece muttaki (takvalı, Allah a karşı sorumluluğunun bilincinde olan birisi) olursunuz.
Temel soru şu: İdeal oruç nasıl olmalıdır?

Aslında cevap kısa ve öz. Tuttuğumuz oruç bizi tutuyorsa işte ideal oruç budur.

Orucu açlık ve susuzluğa indirgersek orucun içini boşaltmış oluruz.

Açlık ve susuzluk Orucun sadece bir cüzüdür.

Belki en önemli cüzüdür ama orucun tamamı değildir. Yani oruç, tüm organlarınızın müştereken iştirak ettiği bir ibadet olmalıdır.

Yani orucu sadece mide organımız değil tüm organlarımız tutmalıdır.

Midemiz oruçluyken ağzımız oruç bozmamalıdır.

Midemiz oruçluyken yalan konuşuyor, ağzımızdan kötü söz çıkmaya devam ediyorsa, gıybet etmeye devam ediyorsak orucu midemize tutturuyoruz ama diğer organlarımız iftar ediyor demektir.

Efendimizin ‘Kim yalanı ve onunla ameli terk etmezse (bilsin ki) Allah’ın, onun yiyip içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur’ sözü bu hususta bize yeter sanırım.
Diğer taraftan Ramazan’ın gece kısmı da önemlidir.

Nitekim Efendimiz ‘Allah (c.c) gündüzünü oruç tutmayı üzerinize farz kıldı, gecelerinde de teravih namazını ben size sünnet kıldım. Kim inanarak ve sevabını Allah tan umarak gündüzünü oruç tutar gecesini de teravih namazı ile ihya ederse, anasından doğduğu gün gibi günahlarından çıkar’ buyurarak nasıl davranmamız gerektiğini belirtmiştir.

Hadiste geçen ‘teravih namazını ben size sünnet kıldım’ cümlesinin altını çizmek isterim.

Çünkü bugün bizde uygulanan teravih namazı ile hadiste emredilen teravih namazı birbirinden çok farklı hale getirildi.

Teravih ibadeti sünnetken, farz ve Ramazan’ın olmazsa olmazı haline getirildi.

Adama bakıyorsunuz, sabah namazı yok, öğlen yok, ikindi yok, akşam da yok ama teravih namazını kaçırmamak için yırtınıyor.

Ben bu konuda Merhum yaşar Nuri Öztürk’e katılıyor ve şu sözlerinin altına imzamı atıyorum;

“İslam'da teravih diye bir namaz yok. Peygamberimizin bizzat yasakladığı bir şeydir, peygamberimizden sonra bu namazı koydular. Geçen sene bunu Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır söyledi, ben söylememiştim. Ben, "Evinizde kılın" diyordum, Bayındır çıktı, "İslamiyet'te böyle bir namaz yok" dedi. Ben o kadar radikal konuşamamıştım, o yüzden şimdi de söylememizde bir sakınca yok: Teravih diye bir namaz yoktur. Evinde sevap için namaz kılmanın önü açıktır, istediğin kadar kıl fakat teravihi asla camiye sokamazsın, peygamberimiz yasaklamıştır. Çünkü orası riyakârlık yarışına kapalı bir mekan olmalıdır.”

Evet bence de teravih başta olmak üzere farz dışı namazların evde kılınması tavsiyesi, insanların riya ve gösterişten sakınması için olsa gerektir.

Ramazan ayınız mübarek olsun, bereketli olsun, maksada ersin inşallah…