ra
Yöneticilerin sosyal medya paylaşımlarına bakınca sanki ülkede herkes dinleniyor, herkesle konuşuluyor, herkesin derdi tek tek not alınıyor. Muhtar ziyaretleri, STK buluşmaları, sendika görüşmeleri… Her karede gülümseyen yüzler, her paylaşımın altında aynı cümleler: “İstişare ettik”, “Sorunları dinledik”, “Ortak akılla hareket ediyoruz.”
Bir odaya giriliyor, çaylar içiliyor, fotoğraflar çekiliyor. Ardından aynı kareler sosyal medyada paylaşılıyor. Halkla iç içe bir yönetim algısı oluşturuluyor. O toplantılarda söylenenlerin kaçı hayata geçiyor? Kim gerçekten dinleniyor, kim sadece dinlenmiş gibi yapılıyor? Muhtarlar konuşuyor mesela. Mahallelerin yıllardır değişmeyen sorunlarını anlatıyorlar. Altyapı, ulaşım, çevre, sosyal ihtiyaçlar… Hepsi bilinen, defalarca dile getirilen meseleler. STK’lar anlatıyor, sendikalar anlatıyor. Ama aylar geçiyor, yıllar geçiyor; sorunlar aynı, cevaplar aynı, sonuç yok. Buna rağmen yeni bir ziyaret, yeni bir fotoğraf, yeni bir “istişare” paylaşımı geliyor.
İstişare denilen şey, sadece dinlemek değildir. Not almak değildir. Asıl mesele, o söylenenlerden sonra ne yapıldığıdır. Eğer konuşulanlar dosyalarda kalıyorsa, sahaya yansımıyorsa ortada gerçek bir katılımcılık yoktur. Orada sadece algı vardır. Bugün vatandaş şunu soruyor: “Biz mi anlatamıyoruz, yoksa anlatılanlar mı işitilmiyor?”
“Değerlendireceğiz”, “Gündemimize aldık”, “Takip ediyoruz”… Bunlar kulağa hoş geliyor ama hayatın içinde karşılığı olmayınca anlamını yitiriyor. İstişare, yöneticinin kendini iyi hissetmesi için yapılıyor sanki. Fotoğraf var, paylaşım var, ama geri dönüş yok. Gerçek istişare, eleştiriye açık olmaktır. Rahatsız edici talepleri de duymaktır. Alkışlanan cümleler kadar itirazları da ciddiye almaktır.