Sosyal medyada önüme düştü. Yerleşimin olmadığı bir yerde, sessiz sedasız bir nehir doğuyor. Ne beton var etrafında, ne kepçe, ne de “buraya bir şey yapılabilir” bakan gözler… Su yavaş yavaş akıyor. Acele etmiyor. Yolunu arıyor, buluyor. Kendine bir yatak yapmış. Kimse yön göstermemiş, kimse izin vermemiş. Doğa kendi işini kendi görüyor.

İnsan görmese…

Gerçekten de insan görmese.

Çünkü biz görünce başlıyor her şey. Önce “buraya bir HES olur”, sonra “kenarına yol açalım”, ardından “bir de tesis yakışır”. Nehir artık nehir olmaktan çıkıyor; proje oluyor, rant oluyor, sorun oluyor. Sonunda da ya kuruyor ya kirleniyor ya da “eskiden burada su vardı” deniyor. Doğa aslında bize ne yapacağımızı defalarca gösterdi. Ama biz ısrarla bakıp görmemeyi seçtik.

Mesela dereler…

Yüzyıllarca taşkın yatağı olan yerlere evler yaptık. Sonra dere taştı diye şaşırdık. “Afet” dedik. Oysa afet dere değildi, bizim hafızasızlığımızdı. Dere, yüzlerce yıldır yaptığı şeyi yaptı. Biz ilk defa yanlış bir şey yapmış gibi davrandık.

Ormanlar da öyle.

Kendi kendine yanar, kendi kendine yenilenir. Ama biz önce parçaladık, böldük, yollar açtık, maden aradık. Sonra yangın çıktı diye “doğa bizi cezalandırıyor” dedik. Oysa doğa kimseyi cezalandırmıyor. Sadece hatırlatıyor.

Bir de göller var.

Bir zamanlar balık tutulan, kıyısında çocukların yüzdüğü göller… Şimdi haritalarda adı var ama kendisi yok. Suyu çekildi, kirletildi, tarıma, sanayiye, betona kurban edildi. Sonra “iklim değişikliği” deyip işin içinden çıktık. Evet, iklim değişiyor ama biz de değiştirdik. Hem de fazlasıyla. O videodaki nehir bu yüzden bu kadar etkileyici. Çünkü henüz dokunulmamış. Henüz “fırsat” olarak görülmemiş. Henüz üstüne plan çizilmemiş. Kendi halinde. Doğal. Gerçek.

Elbette insan doğanın düşmanı olmak zorunda değil. Ama bugünkü hâlimizle pek de dostu sayılmayız. Biz doğayı “birlikte yaşanacak alan” değil, “kullanılacak kaynak” olarak görüyoruz.

O yüzden o nehir için söylenen cümle çok doğru:

“Aman insan görmesin.”