Özel görüşmelerde, yazılmamak kaydıyla söylenenlere bakılırsa, İmamoğlu’na yönelik operasyon AKP içinde de sıkıntı yaratmışa benziyor.
Hatta birileri bize operasyon çekiyor ama kim diye soranlar dahi var.
Neyse biz görüşlerini açıklamakta bir beis görmeyenleri aktaralım.
Bakıyorum da yılların AKP savunucuları bile ‘yeter artık, bu kadarı da fazla’ demeye başladılar.
Mesela Abdurrahman Dilipak gelişmeleri şöyle yorumladı;
“Haksızlıklar karşısında (bizden mi, değil mi diye bakıp, bizden ise) susanlar dilsiz şeytanlardır. 
Şu tutuklanır mı, bu kadar tutuklanır mı? Suçlu ise tutuklansın. Niye gözaltına alınan kadın yok. Pozitif ayırımcılık mı, Şeyhoğlu, İmamoğlu, Papazoğlu, Hahamoğlu fark etmez, hangi partiden olduğu da. 
Diploması KKTC'den mi, Kafkaslardan mı, Balkanlardan mı o da fark etmez. 
Sahtecilik yapan, işe hile karıştıran, ihalelere hile karıştıran, trol, bankamatik memur, rüşvetçi, torpilci, hırsız, bunları koruyan kim varsa tutuklansın…
Ötekilerin gözünde çöp arayıp, kendi gözündeki merteği görmeyenlerin Allah belasını versin…
Bizler adil şahitlerden olalım. Yoksa zalimlerden oluruz. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım!”
Bu arada 
AK Parti eski Milletvekili ama bu açıklamayı yapana kadar parti üyesi olup ardından ihraç edilen 25. ve 26. Dönem AKP İzmir Milletvekili olan Hüseyin Kocabıyık’ın eleştirileri de önemli;
"Recep Tayyip Erdoğan…geleceğin yer burası mıydı? Biz bunlar için mi mücadele ettik? Bunun için mi mahkemelerde süründük yıllarca? Sen aslında kendine darbe yaptın haberin yok!"
Bir de fotoğraf paylaştı Kocabıyık ve altına şu notu düştü;
“Burası Pınarhisar cezaevi. Bu fotoğrafın içinde o gün hukuksuzluğa, haksızlığa uğrayan Recep Tayyip Erdoğan var. Erol Olçok var, Hayati Yazıcı var, başımızda dikili gardiyan var ve ben varım.
Bugün benim için ihraç kararı verenlerin çoğu daha ilk mektep talebesiydi muhtemelen. Ak partili olmayı şeref çizgisinden utanılacak bir çizgiye taşıyanlar utansın!
Bu resimde kadraja girmeyen bir kişi daha vardı: Prof. Dr. Mümtazer Türköne.
Tayyip Erdoğan’ın en zor günlerinde onun yanında yer aldı. Yıllarca kalemiyle demokrasi ve hukuk devleti için mücadele etti.
Sonra ne oldu? Hapse attılar.
Ona ismiyle yan yana getirilemeyecek sıfatlar taktılar. Bu ülkenin en iyi siyaset bilimi hocalarından birini senelerce cezaevinde tuttular.
Prof. Mehmet Haberal gibi bir büyük adamı 5 yıl cezaevinde yatırdık yahu. Aynı kafa devam ediyor bugün.
Allah’tan üniversite gençliği var da toplum haysiyeti bir ölçüde kurtarılıyor.
Bir tek AK partili arkadaşımız “bu olanlar iyidir veya yanlıştır” diyemiyor.
Herkes mumya gibi. Bu davaya sadakat değildir. Bunun başka bir ismi var da ben onu söylemeyeyim.”
Hüseyin Kocabıyık, adeta yangına körükle giden RTÜK başkanını eleştiriyor:
“RTÜK başkanı Ebubekir’i ciddiye alır severdim. Ama uzunca bir süredir izliyorum ve artık kesin bir kanaatim var: bu adam bu ülkeye en büyük zararı veren, şuursuz, fikirsiz; demokrasi nedir bilmeyen, hukuk devleti düzeninden haberi olmayan bir militandır.
RTÜK gibi, yayın özgürlüğünü düzenleyici bir kurumu, halkın haber alma hakkını gasp eden bir otoriter yönetim aygıtı haline getirmiştir.
AK partiye “yasakçı parti” damgasını şimdiden vurmuştur.”
Ve yine eski milletvekillerinden Fuat Geçen. 
Hatırlarsınız, partililerinin yolsuzlukları belgeleriyle ifşa ettikten sonra ihraç edilenlerden;
‘’Hırsız bizdense o zaman hırsızlık yoktur, anlayışı hakim.
AKP bu yaptıklarını yolsuzluk olarak görmüyor. İşin sıkıntısı burada başlıyor. Ne olarak görüyor; Biz paraya pula çok sahip olmalıyız çünkü biz çok özeliz, çok baskı altındayız, yıllardır baskı altındaydık Dolayısıyla paranın gücüyle biz kendimizi ayakta tutacağız, birtakım çevreleri bununla sindireceğiz. Dolayısıyla burada haram diye bir şey yok. Gerektiği kadar ilgi gösterilip tedbir alınmadığı gibi şöyle bir dışlama psikolojisi işlemeye başladı. Ya bunları niye dile getiriyorsunuz biz de bir şey yok, biz temiziz. Daha sonra bunları bilgi ve belgelerle paylaşmaya çalıştım ama yine parti içerisinde kalmak kaydıyla. İhalelerdeki usulsüzlükleri ortaya koydum, İhalelerde alan siyasi aktörlerin bizim iktidarımızın, partimizin yöneticileri olduğunu ispata çalıştım, belgeleriyle verdim. Fakat baktım ki bizim hırsızımız olduğu müddetçe hırsız muamelesi görmeyecek siyasi partimizden. 
Başkalarınınsa olur, ama bizim kendi kadrolarımızsa bunu ifşa etmek bunu suç üstü yapmak siyasi kimliğine zarar verir, partiyi yıpratır, hükümeti yıpratır psikolojisi öne çıktı.”