Alican Uludağ da artık klişe haline gelen "Cumhurbaşkanı'na hakaret ve yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" suçlamasıyla tutuklandı.
Tutuklandı, diyorum. Resmen içeri atıldı yani…
Bir gazeteci yazı veya haberinden dolayı gözaltına alınabilir, soruşturmaya konu olabilir ama bu süreç genellikle düzeltme, tekzip veya bilemediniz tazminat ile sonuçlanır. Hapse tıkmak nedir arkadaş? Cinayet mi işlemiş, pudra şekeri mi çekmiş, çocukları mı taciz etmiş, kalemini muhatabının gözüne saplamak suretiyle insan canına mı kast etmiş?
Sadece yazmış, haber yapmış, eleştirmiş o kadar…
Peki bunlar suç mu? Anayasa ve mevcut yasalara göre değil. Hatta bir gazetecinin halkı haberdar etme görevini yürütmesi Anayasa güvencesi altında…
Ama kim takar Anayasa ve yasaları?
Günahlarına girmeyeyim, yapıp ettiklerine veya zulümlerine az çok yasal kılıf hazırlamak için birtakım yasalar çıkarmadılar değil.
Sürekli tartıştığımız şu dezenformasyon yasası mesela. Ama ulusal ve evrensel hiçbir hukuk kuralına uygun olmayan, demokratik hukuk devletlerinde bırakın uygulamayı akla bile getirilmeyen bir yasa…
TCK 217; “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”
Fatih Altaylı’nın deyimiyle; “Bu madde ile gazetecilerin yanlış haber yapmasının önüne geçilecek, yalan ya da yanlış haber yapan gazeteciler hakkında ağır yaptırımlar uygulanabilecekti.
Hem gereksiz hem de oldukça tehlikeli bir yasa teklifiydi.
Gazeteciler zaman zaman yanılabilir, yanıltılabilir, yanlış haber yapabilirlerdi.
Bunun için kötü niyetli olmak gerekmiyordu. Bunu düzenleyen yasalar zaten vardı.
Tekzip yayınlamak, haberi düzeltmek, tazminat ödemek gibi yıllardan beri var olan yasal uygulamalar mevcuttu zaten.
Dahası sapına kadar doğru haberler bile zaman zaman kamu otoriteleri ya da habere konu olan kişiler tarafından yalanlanabiliyordu ki başımıza sıklıkla gelmişti geçmişte.
Başta yalanlanan onlarca haberimizin doğruluğu bazen birkaç gün, bazen birkaç hafta, bazen de birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı.
Birilerinin “yalan” demesi o haberi yalan ya da yanlış yapmıyordu.
Bu yüzden aklı başında herkes bu düzenlemeye karşı çıktı.
Gazeteci açısından haberin görünen maddi gerçekliğe uygun olması ve güvenilir kaynaklardan gelmesi yeterliydi. Buna rağmen bir yanılma, yanıltılma söz konusu ise zaten düzeltme yolları açıktı.
Bu itirazlar dile getirilince, yasanın savunucuları “Merak etmeyin, öyle olmayacak. Burada mesele toplumsal huzuru korumak. Her yanlış habere bu yasa uygulanacak diye bir şey yok” dediler.
Bu açıklamalardan anlaşılan şuydu.
Geçmişte 6-7 Eylül Olaylarına sebebiyet veren türden haberler için böyle bir tedbir getiriliyordu. Yoksa yalanlanan her haberi yazan kişi bu yasanın hedefi olmayacaktı. Yasayı savunanların savunması, iddiası buydu.
Konuyu bilenler ise itirazlarını sürdürdüler. “Böyle diyorsunuz ama uygulama böyle olmayabilir.” diye uyarılar, tepkiler sürdü. Tabii ki dinleyen olmadı.
TCK’ya 217 sayılı madde işte bu ortamda Ekim 2022’de eklendi.
“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” diye bir suç ortaya çıktı.
Ve bu suç bilgiyi yayanın kimliğine, yayılan bilginin kimin hoşuna gitmediğine bağlı olarak uygulanmaya çok ama çok müsaitti.
Nitekim de öyle oldu. Oluyor, olacak…”
İşte bu yasanın son kurbanı gazeteci Alican Uludağ oldu.
Yasa ortada hocam, neyi eleştiriyorsunuz, diyenleriniz olabilir?
İtirazımız yasaya değil, itirazımız sürecin haksız ve hukuksuz uygulanış biçimine…
Davet edilseydi gider ifadesini verirdi Alican. Kaçak veya aranan biri değildi. Dolayısıyla sabahın köründe evini basmak, evinden almak, çocuklarını ağlatmak gerekmiyordu.
Ve bu süreç işkenceye dönüşsün diye Ankara’da suç işlediği iddia edilen sanığı paketleyip İstanbul’a götürmek de gerekmiyordu.
Delil karatma ve kaçma ihtimali bulunmadığı için tutuklanması da gerekmiyordu. Organize suç örgütü lider ve üyelerine de yapıldığı gibi en azından ev hapsi verilebilirdi.
Demek ki artık bu ülkede birilerini eleştirmek organize suçlardan daha ‘büyük suç’ ve Alican’ın da katli vacip!