Fatih Altaylı tutuklandı.

Bunda şaşıracak bir şey yok. Artık şaşırma duygusunu bile yitirdik çünkü.

Peki nasıl oldu?

RSF yani Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün, 2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre 159’uncu sıradayız.

Bizden sonra gelen ülkelerde de basın yok, dumanla haberleşiyorlar zaten…

RSF Endeksi, “Politik”, “Güvenlik”, “Ekonomik”, “Sosyo-kültürel” ve “Yasal” olarak beş göstergeyi yansıtarak sıralama yapıyor.

Politik göstergemiz malum…

İşte en son Fatih Altaylı tutuklandı. Bu yasa gereği yapılan bir tutuklamaya hiç benzemiyor. Önemli bir devlet adamının(!) daha kapısına polis bile dayanmadan dakikalar öncesi ‘suyun ısındı’ mesajı vermesi, tutuklama kararının mahkemeden önce verildiği şüphesi uyandırıyor.

Tutuklanan gazetecilerin ve cezalandırılan gazetelerin tamamen muhalif düşüncede olmaları da tesadüf değil, bilinçli tercih…

İktidarı eleştirmek, kamuoyunu aydınlatmak yani gerçek gazetecilik yapmak kolay değil bu ülkede…

Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 26. ve 28. maddeleri açık: Düşünceyi açıklama, yayma ve basın özgürlüğü anayasal bir haktır.

Kaldı ki ‘eleştiri’ demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Güvenlik göstergesi de ortada…

Bu ülkede hiçbir muhalif gazetecinin savaş muhabirleri kadar bile can ve mal güvenliği yok. Tehdit ediliyorsunuz, dövülüyorsunuz, vuruluyorsunuz, öldürülüyorsunuz…

Sanki çağırdılar da gitmemişsiniz gibi sabahın köründe eviniz basılıyor, arama bahanesi ile evin altı üstüne getiriliyor falan…

Ve ‘suyun ısındı’ denilerek hapse tıkılıyorsunuz.

Ekonomik gösterge de şöyle; Yandaş basın hiç okunmadığı halde resmi ilan ve reklamlara boğulurken, bir devlet kurumunun muhalif basına reklam ve ilan vermesi büyük suç!

Yandaş gazeteler bütün devlet kurumlarında elden ele dolaştırılırken bir muhalif gazetenin THY uçaklarına alınması bile yasak mesela…

Hani şu görev zararı açıklayan ünlü kurumlarımız var ya örneğin bankalar, yandaş basına verdikleri ilan ve reklam giderlerine bir bakın, dudağınız uçuklar.

Haliyle biz ödüyoruz bu görev zararını ve maalesef biz cebimizden finanse ediyoruz yandaş basını…

Diğer göstergeleri geçeyim, RSF’ye göre bu durumda oluşumuzun gerekçesini aktarayım; “Medya sermayesinin ilan ve reklam gibi yollarla kamu eliyle ayrımcı tarzda desteklenmesi, eleştirel yayın kuruluşlarının keyfi tarzda para cezalarıyla hedef alınması, dijital çağda bağımsız medyanın gelir modellerinin desteklenmemesi gibi faktörler Türkiye medyasını da son yıllarda endişe verici bir kırılganlığa taşıdı. Yasal ve fiziki süregiden baskılardan usanan gazetecilik, uzun yıllar demokratik düzenleme ve güvenceden yoksun kaldıktan sonra, şimdi de ekonomik istikrarsızlığın getirdiği darbeyle zayıflama gösteriyor. Karşı karşıya bulunduğumuz tehlike, medyada tek seslilik.”

RSF direktörü Anne Bocandé "Ekonomik bağımsızlık olmadan özgür basın da olmaz. Çoğulcu, özgür ve bağımsız bir medyanın güvence altına alınmasının istikrarlı ve şeffaf mali koşullar gerektirir. Haber medyası mali açıdan zorlandığında, kaliteden ödün verme pahasına reyting yarışına kapılabilir ve kendilerini sömüren oligarkların ya da kamusal karar alıcıların kurbanı olabilirler" derken adeta bizi anlatıyor.

Bu karanlıktan kurtulmanın yolu toplumun gazetecilere ve gazetelerine sahip çıkmasıdır. Bunu bizim için değil, kendiniz için, ülkeniz için. Geleceğiniz için yapın.

Unutmayın ki özgür gazeteciler sustuğunda; Toplum sağırlaşır, körleşir, vicdanını yitirir, ülke karalığa gömülür ve böyle bir ülkenin ne geleceği olur ne de itibarı…