9 Mayıs 2011. Erdoğan Başbakan’dı. 4. BM En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’na katılmış, bir Kızılderili sözü üzerinden, sömürücü devletlere ayar vermişti;
“Ülkelere baktıklarında sadece madenleri, sadece petrol kuyularını görenler, o ülkelerin halkları nezdinde ciddi bir güven bunalımı oluştururlar. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak…”
Erdoğan bugün Cumhurbaşkanı…
Neredeyse tek söz sahibi olduğu ülkede maalesef bugün yarın mera ve zeytinliklere ÇED raporu olmaksızın inşaat yapılabilmesini, tüm Dünya küresel ısınma sonucunda ortaya çıkacak kıtlığa doğru giderken ağaçta yetişen altın olan zeytinin yetiştiği zeytinlikler yok edilmesini, hayvancılık için vazgeçilmez olan, meralara imar izni verilmesini öngören torba yasa çıkmak üzere…
Daha önce 10 kez denediler, yargıya takıldı.
Yeni bir atak daha yaptılar, zeytinliklerin, meraların, ormanların, tarım alanlarının, sulak alanların bir avuç madenciye peşkeş çekilmesi için, madencilik arama ve işletme faaliyetlerinde ÇED’i devre dışı bırakacak, “Süper İzin” sağlayacak, yeni bir torba yasayı meclise getirdiler, kavgayla yumrukla komisyondan geçirdiler.
Bugün bu ülkede bir beka sorunu tartışması var malumunuz.
Bekamız, yani geleceğimiz tehlikede ki gündeme almışız.
Peki, bütün bekamız, bir bebek katili teröristi başımıza taç edilmesine, üniter devlet yapımızın bozulmasına mı bağlı?
Toprağımızın yağmalanması mesela bir beka ve gelecek sorunu değil mi?
Ne zaman konu açılsa ‘e madenlerimiz yerin altında çürüsün mü yani, sen Türkiye’nin zenginleşmesini istemiyor musun’ diyenler çıkıyor. Çünkü öyle bir algı oluşturdular.
Bu ‘Lozan yüzünden madenlerimizi çıkarıp işleyemiyoruz’ algısının devamıdır.
Şimdi de ‘dış güçler madenlerimizi çıkarıp işletmemize engel olmak istiyorlar’ algısı üzerinden bizim gibi düşünenleri, çevrecileri ve vatanseverleri ülke düşmanı gösterme derdindeler.
Peki kardeşim, maden arama, işletme ve işleme faaliyetlerini yürütenler senin yerli ve milli şirketlerin mi?
Hayır. Alayı yabancı ortaklı…
Sebep? Teknolojik imkanları bizden fazla olduğu için…
Dahasını ben söyleyeyim MTA yani Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü ihmal ve inkar edildiği, işlevsizleştirildiği için…
Dolayısıyla bu inkar ve ihmal yer altı zenginliklerimizin yabancılara peşkeş çekilmesinin de bahanesi oldu.
Bugün, evet tonlarca maden çıkıyor artık ama bize ne kadarı kalıyor hiç düşündünüz mü?
Uzmanlar ısrarla anlatıyor; Madencilik sektörü, Türkiye ekonomisi için sanıldığı kadar önemli bir sektör değildir. Tüm madencilik faaliyetlerinin ulusal gelir içindeki payı (2024 yılı GSYH) yüzde 1 seviyesinde. (2023’te yüzde 1.3 idi.) Ayrıca bu yüzde 1’in Türk ekonomisine, Türk halkının refahına, Türkiye Cumhuriyeti devletine en ufak bir katkısı da yoktur.
Madenlerini çıkarıp hammadde olarak ihraç eden ve kalkınan, zenginleşen bir tek ülke yoktur. Öyle olsaydı, dünyanın en zengin ülkeleri Afrika’da olurdu.
Türkiye’de, çıkartılan madenler için devlet hakkı madenin cinsine göre yüzde 1 ile yüzde 4’tür.
Bu oranlar çoğunlukla da yarı yarıya düşürülür. Yüzde 0.5 ile yüzde 2 arasında gerçekleşir.
İstanbul Sanayi Odası 500 Büyük Şirket bilançolarında madencilik sektörünün satış karlılığına bakıldığında görülüyor ki karın yüzde 95 kadarı şirkete, yüzde 5 kadarı devlete kalıyor.
Altında ise durum çok daha vahim. Toprağı, suyu tarım alanlarını, ormanlık alanları siyanürle zehirliyorlar. Doğayı talan ediyorlar. Kâğıt üstünde altın madenciliğinde devlet hakkı payı yüzde 15… Gerçekleşme ise binde 2…
Çıkan her bir kilo altından devlete kalan sadece 2 gram…
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesine, eski Enerji Bakanı Fatih Dönmez’in verdiği yanıttan anlıyoruz ki, maden şirketleri, 39 bin kilo altın çıkarmış, devlete sadece 9.5 kilo pay vermiş.
Yani yağmalanıyoruz…
Şimdi bu durumda ülkemizin zenginleşmemesini istemeyen biz miyiz yoksa madenlerimizi peşkeş çekenler ve onları destekleyen sizler mi?