“İklim ve Afetlere Dayanıklı Şehirler Projesi” kapsamında İstanbul başta olmak üzere bazı büyükşehirlerde, riskli yapıları dönüştürmek isteyenlere kredi desteği sunulacak. İlk bakışta kulağa iyi bir niyetle hazırlanmış bir proje gibi geliyor: Afetlere dayanıklı şehirler, güvenli konutlar… Ama derinlere baktığınızda, bu kredinin vatandaşın cebine değil, tam tersine omzuna yeni bir yük bindirdiği çok net...

Kredi şartları gözünüzü korkutmasın diye süslenmiş: İlk yıl geri ödemesiz, 180 ay vadeli, yüzde 0,69 faiz oranıyla 3 milyon TL’ye kadar kredi imkânı. Ama unutmayın: 180 ay, tam 15 yıl! Evini yıkıp yeniden yapacak vatandaş, ömrünün belki de en üretken yıllarını bu borcun altında geçirecek. Üstelik kredi herkese verilmiyor; orta ve düşük gelir grubundaki vatandaşlar, riskli yapı dışında tapulu başka bir mülkü olmayanlar ve bazı özel statüdeki gruplar öne çıkarılıyor. Bu da demek oluyor ki, kredi desteği geniş halk kitleleri için değil; sınırlı ve seçici bir teşvik.

Bir de faiz indirimleri var. A sınıfı Enerji Kimlik Belgesine sahip binalar için %0,50, B sınıfı için %0,25 faiz indirimi uygulanacak. Maksimum indirimle oran yüzde 1,25’e düşebiliyor. Şimdi soralım: 15 yıl boyunca sürecek bir borç, insanı gerçekten ekonomik olarak rahatlatıyor mu? Yoksa sadece devletin ve bankaların bünyesinde yeni bir finansal döngü yaratıyor mu?

Vatandaşın borçlanmaya zorlandığı bir düzen, afet güvenliğini sağlamak için mi hazırlanıyor, yoksa vatandaşın sırtına yeni bir yük bindirmek için mi kılıf uyduruluyor, tartışılması gereken temel soru bu. Herkesin “afetlere dayanıklı konut” hayali kurduğu bir ülkede, proje doğru gibi sunulsa da fiilen dar gelirli ailelerin borca sürüklendiği bir senaryo doğuyor. Üstelik sosyal öncelikler deniyor: Şehit yakınları, gaziler, emekliler, yüzde 40 engelli bireyler ve kadın hane reisleri öncelik kazanacak. Bu doğru bir yaklaşım ama aynı zamanda altını çizmek gerekiyor: Öncelik tanımakla geniş halkın yükünü hafifletmiş olmuyorsunuz. Yani destek bir sosyal güvenlik ağı değil; belirli gruplara sınırlı finansman, geri kalan içinse borç zinciri.

Devlet, afet güvenliğini artırmak için yatırım yapıyor ama bunu vatandaşın cebinden, uzun vadeli borçlarla sağlamaya çalışıyor. Evinizi yıkın, yeniden yapın, 15 yıl boyunca ödeyin; bu mudur çözüm? Peki ya düşük gelirli, borçlanmaya elverişli olmayan vatandaş? Onlar ne yapacak? Ya da projenin finansmanını sağlayan Dünya Bankası’nın önceliği kim? Halkın refahı mı, yoksa finansal sistemin sürdürülebilirliği mi? Afet güvenliği elbette kritik. Ama çözüm, vatandaşın borç batağına sürüklenmesiyle olmamalı. Kredi paketi bir teşvik gibi sunulsa da, gerçekte riskli yapıyı yıkacak vatandaşın omzuna uzun yıllar sürecek bir yük bırakıyor. Söz konusu olan sadece yapı güvenliği değil, aynı zamanda ekonomik güvenlik ve sosyal adalet.