Turizm.. Bu kelime çoğu insan için sadece tatil demek olabilir. Ama benim için bu; yılların emeği, alın teri, mücadele ve bir şehrin kaderidir.

Ben bu sektöre 2012 yılında girdim. O günlerde villa turizmiyle başlayan yolculuğum, şehir otelciliğiyle devam etti.

Ardından pandemi geldi ve dünya değişti.

İnsanlar kalabalıktan kaçtı, temastan uzaklaştı. Doğaya sığındı. Ve tam o noktada, bizler Türkiye’de yeni bir konaklama modelinin öncüsü olduk: Bungalov turizmi.

Bugün Sapanca’da gördüğünüz bu yoğun yapılaşma, plansız bir patlamanın sonucu gibi gözükse de, bu bir ihtiyacın sonucudur. Bir dönüşüm modelidir ve açık konuşmak gerekirse; doğru yönetilirse bir kalkınma modelidir.

Sapla samanı ayırmak zorundayız, bugün geldiğimiz noktada en büyük hata şudur; herkesi aynı kefeye koymak.

Dere yataklarına, taşkın sahalarına, yeşil alanlara, tapusuz yerlere yapılan yapılaşmaların kaldırılması doğrudur. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ama… Tapulu arazisinde, ruhsat alarak, devletine güvenerek yatırım yapan insanlara da aynı muamele yapılırsa; İşte o zaman mesele hukuk olmaktan çıkar, mağduriyet üretir.

Bugün sahada yaşanan tam olarak budur.

İnsanlar, ‘yapabilirsiniz’ denilen bir sistemin içine girmiş, yatırım yapmış, borçlanmış, istihdam sağlamış.

Ve şimdi aynı insanlar, ‘yıkılacak’ tehdidiyle, cezalarla, baskılarla karşı karşıya.

Bu kabul edilebilir bir tablo değildir. Sapanca’daki bu kriz; sadece yatırımcıyı ilgilendiren bir konu değildir.

Bu mesele; esnafın meselesidir, temizlik personelinin meselesidir, restoranların meselesidir, taksicinin meselesidir, bahçıvanın, ustanın, tedarikçinin meselesidir.

Kısacası bu, bir ekosistemin meselesidir.

Sapanca bugün bir ilçe değildir, Türkiye’nin misafirhanesidir.

Bu topraklar; görüneniyle görünmeyeniyle, bilineni ve bilinmeyeniyle dünya starlarını ağırlayan, sanatçılara ev sahipliği yapan, siyasetçilerin kafasını topladığı, iş dünyasının en önemli imzalarının atıldığı bir lokasyondur.

Bugün burada kimlerin villası var, kimler geliyor, kimler yatırım yapıyor; bunları tek tek yazmaya kalksak sayfalar yetmez.

Ama mesele isimler değil. Mesele şudur; Sapanca bir çekim merkezidir. Ve bu merkez zarar görürse, zincirleme etki kaçınılmazdır.

Geçmişin insiyatifi, bugünün gerçeğidir.

Geçmiş dönemlerde görev yapan; Belediye Başkanlarımız Prof. Dr. Aydın YILMAZER ve Özcan ÖZEN bu konuda insiyatif almışlardır.

Ve ben bu insiyatifin doğru olduğunu her platformda söyledim, söylemeye devam edeceğim. Çünkü o dönemde atılan adımlar neticesinde;

İlçede suç oranı düşmüş, insanlara iş kapısı açılmış, ekonomi canlanmış ve Sapanca turizmde marka haline gelmiştir.

Bugün bazı çevreler bu süreci eleştiriyor, hedef gösteriyor ama ben şunu çok net söylüyorum:

Bir kararın arkasındaki niyet bilinmeden yapılan eleştiri, sadece gürültüdür. Ve ben o niyeti biliyorum.

Artık bugün tıkanan bu süreçte yıkıp yakmak en kolayıdır, bu çözüm değil; reflekstir. Eğer bir plan yoksa, atılan her adım sadece krizi büyütür.

Sapanca biterse, Sakarya biter. Çünkü Sapanca; şehrimizin vitrini, turizm lokomotifi ve ekonomik nefestir. Buradaki daralma, sadece bir sektörü değil, şehrin tamamını etkiler.

Gelin.. Bu meseleyi kavgayla değil, akılla çözelim. Suçlu arayarak değil, sistem kurarak ilerleyelim. Çünkü bu şehir; hepimizin.

Sıkışan bu düzeni sapla samanı ayırarak; elenmesi gerekenleri eleyip, kalacak olanları da yasal zeminde altyapı oluşturarak sorunu ortadan kaldırmalıyız.

Şunu unutmayalım ki; bugün alın teriyle ayakta duran bu insanların emeğine göz yuman her vicdan, yarın kendi sessizliğinin yükünü taşımak zorunda kalır.