Sakarya; kültürüyle, mirasıyla, sporuyla ve daha nice güzel yönleriyle tanınırken, geçtiğimiz seneden itibaren çok önemli bir özelliğiyle daha ülke gündemine oturdu. Günlerce konuşuldu, yazıldı, sosyal medyada, haberlerde, gazetelerde sayfalarca bahsedildi. Neden mi bahsediyorum? Trafik kültürü…

“Türkiye’de en kötü araba kullanan iller” sıralamasında ilk sırada Sakarya’yı görmek pek şaşırtmadı diyebilirim. Bilhassa şehrimizi ziyaret eden turistlerin de en çok yakındığı konu da buydu…

Sakarya’da direksiyon başına geçmek, adeta yarış pistinde sabırla ve pür dikkat hedefe ulaşmaya çalışmak gibi. Özellikle sabır diyorum bakın. Çünkü; sinyal vermek, takip mesafesini korumak, şeridi takip etmek ve yayaya yol vermek adeta tercih meselesi. Kural ihlali yapan sürücüye korna çalmak tartışma konusu haline gelirken, kurala uyan sürücülerin “saf” yerine konulması da cabası.

Geçmişten beri trafik kurallarının benimsenmemesi yeni sürücülerin de kötü bir miras almasına sebebiyet veriyor üstelik.

Sakarya’nın trafik karnesi de bu iddiaları tamamen doğrular nitelikte.

En fazla trafik cezasına sahip olan şehrimizin trafik verilerine bir göz atalım. Bizim Sakarya Gazetesi haberine göre sadece 2025 Aralık ayında;

36 bin 884 araca yasal işlem uygulanırken 2 bin 208 araç trafikten men edildi.

Alkol, uyuşturucu kullanımı, drift ve ceza puanı aşma gibi ihlaller nedeniyle 527 sürücünün ehliyetine el konuldu.

Hatalı park nedeniyle 255 araç otoparka çekildi.

Toplam ceza tutarı ise 91 Milyon TL’yi aştı.

Bir aylık bir zaman dilimindeki bu ağır bilanço şehirde ne gibi bir fark yaratıyor peki?

Aslında pekte bir fark yaratmıyor: Kurallar biliniyor ama uygulanmıyor. Çünkü uygulanmamasının ciddi bir bedeli olmadığı düşünülüyor. “Bana bir şey olmaz” düşüncesi, en tehlikeli alışkanlıkların bile normalleşmesine neden oluyor.

Peki Sakarya neden bu noktada?

Birincisi, hızla artan araç sayısı, mevcut trafik altyapısının üzerine ciddi bir yük bindiriyor. Ancak altyapı yetersizliği, kötü sürüşü meşrulaştırmak için yeterli değil. Asıl sorun, bireysel sorumluluk bilincinin eksikliği. Trafikte yapılan her ihlalin bir başkasının hayatını riske attığı gerçeği yeterince içselleştirilmiş değil.

İkincisi, toplumsal refleksler zayıf. Trafikte yanlış yapan birine tepki vermek yerine, çoğu zaman görmezden gelmek tercih ediliyor. Bu da “yapanın yanına kâr kalıyor” algısını pekiştiriyor. Oysa trafik, bir düzen meselesidir; herkesin birbirine saygı duyduğu ve koruduğu bir alan olmalıdır.

Üçüncüsü, eğitim meselesi. Sürücü kursları, yeni sürücülerin çoğu zaman sınavı geçecek kadar bir eğitimle trafiğe girmesine sebep olarak, gerçek trafik eğitiminden bir haber bırakıyor. Oysa trafik eğitimi, teknik bilgi kadar etik bir meseledir. Saygı, sabır ve empati, direksiyon hakimiyeti kadar önemlidir.

Çözüm için radikal ama uygulanabilir adımlar gerekiyor.

Her şeyden önce trafik eğitimi ilkokullardan itibaren başlatılarak zorunlu ders haline getirilmeli. Mevcut sürücülerde çözüm ceza kesmek değil, davranışı değiştirmek olmalı. Örneğin, tekrar eden cezalarda; zorunlu eğitimlerle, sürücüde kuralları içselleştirme hedeflenmeli.

Yerel yönetimler, özellikle tehlikeli kavşak ve arterlerde mühendislik çözümlerine yönelmeli. Akıllı trafik sistemleri, hız kontrol noktaları ve yaya öncelikli düzenlemeler yaygınlaştırılmalı.

Ama en kritik adım, zihniyet dönüşümü. Trafikte “ben” değil “biz” bilincinin yerleşmesi gerekiyor. Çünkü trafikte yapılan her ihmal, potansiyel bir trajik son olabilir.

Sakarya’nın sorunu çözülemez değil. Ancak çözüm trafik düzenlemelerinden önce bakış açısını değiştirmekten geçiyor.

Direksiyon başındaki herkes, bu değişimin ya bir parçası olacak ya da sorunun devamı…

[email protected]