Aslında bu cezaevine girişim ilginç bir hadise sonrasında oldu. Her şeyi olabildiğince, dilim döndüğünce anlatacağım yeri geldiğinde. En baştan başlamak gerekirse, denize uzak kalmış bir şehrin merkezine en uzak olan köyünde bir babanın ve bir annenin tek oğlu olarak hayata geldim. İsmim ülkenin en çok kullanılan isimlerinden soyadım ise ülkenin en fazla sahip olduğu soyadından olmuş. O kadar o yıllarda köyde doğan tüm çocuklara benim ismimi vermişler. Ben de bunlardan birisiyim. Ellerim tutmaya, ayaklarım yürümeye başladıktan sonra evin içerisinde değersiz olan, çok dikkat çekmeyen nesneleri gizlice alıp belirlediğim bir köşede saklamaya başlamışım. Bu nesneler o kadar değersizmiş ki ne annem ne de babam onların kaybolduğundan haberdarmış. Bir gün gizli köşemi annem bulmuş ve beni bir güzel dövmüş. Sakladığım bütün nesneleri bir bir çıkartıp yerine koymuş ahlar vahlar içerisinde. Aslında hikâyem buradan başladı.

   İlkokula başladığım zamanlarda bazen bilerek bazen de farkında olmadan arkadaşlarımın, öğretmenlerimin değersiz dedikleri eşyaları almaya başladım. Onları alıyor ve okulun yakınında eski, harabe olmuş bir evin gizli bir köşesinde saklıyordum. Yaşım ilerledikçe artık bu alma olayım çalma kelimesine dönüşmüş. Değersiz eşyaları ve nesneleri çalmak o kadar büyük bir alışkanlığım olmuştu ki, çoğu zaman ben bile bunu nasıl yaptığımı unutuyordum. Gençlik zamanlarıma geldiğimde köyde artık yaşanmaz olmuştu. Ailece şehre göç etmeye karar vermiştik. Şehir demek ailem için yeni umutlar ve kazançlar demek olsa da benim için çok fazla insan ve çalınacak bir sürü değersiz eşya demekti. Evet, değersiz olması benim için çok önemliydi çünkü insanlar değersiz gördüğü nesnelerin ortadan kaybolmasının farkına varmıyorlardı. Bu durum benim çok hoşuma gidiyordu.

   Şehir hayatının ilk zamanlarında liseye başlamıştım. Okuduğum lise bizim köy nüfusunun neredeyse beş katı kadardı. Başlarda bu benim için çok korkutucu bir durum gibi gözükse de zamanla bu duruma alıştım. Arkadaşlarım olmuş, sevdiklerim ve tabii ki onlara ait olan bir sürü değersiz nesne de benim el çabukluğumla ortadan yok olmuştu. Bir gün evde gözüme kestirdiğim değersiz ve önemsiz bir şeyi çalmaya çalışırken babam beni görmüştü. Tekme tokat dövmüştü beni. Sonrasında da annemin çocukluğumda da böyle bir şeyi yaptığımı babama söylemesiyle kendimi önce bir doktorda daha sonrasında ise bir psikiyatrın önünde bulmuştum. O sormuş ben anlatmıştım. Tabii ki boş durmamış ondan da değersiz bir şeyler çalmıştım. Tedavim bitince ise tekrardan insanların arasına karışmıştım. İlk zamanlar bir işe girip çalışmış, fakat orada tutunamayınca başka işlere girip çıkmıştım. Bütün bu çalıştığım yerlerde yeni insanlar tanımış ve onların değersiz eşyalarını çalmıştım... Anlaşılan tedavi olduğumu sanmışım ama hayatımda hiçbir şey değişmemiş.

   Gel zaman git zaman hayatın bir yerinden yakalamaya çalışmışım ama olmamış. Ben hayatı yakalayamadıkça daha fazla değersiz eşya çalmaya başlamışım. Değersiz eşyaları sakladığım yere sığmaz olmuşum. Bir gün eşyaları sakladığım yerin yakınındaki birileri bu durumdan şüphelenmiş ve durumu polise haber vermiş. Olay yerine gelen polis eşyaları görmüş. Önce bir anlam verememişler duruma ama sonra beni yakalayıp karakola gidince her şey ortaya çıkmış. Eski psikiyatrıma kadar ulaşılmış. Bana hırsız damgası vurulmuş ve hakkımda cezaevinde yatmalı denilmiş. Kayıtlara ise, benim hırsız olduğum geçmiş ve kendimi cezaevinde bulmuşum. Kimse ise değerli olup olmadığını sorgulamamış.