ADINDA Adalet ve Kalkınma kelimeleri olan AKP, 2002’de tek başına iktidara geldiğinde, bu partiye oy verip iktidara taşıyan herkes, “Çok şükür artık ülkemizde “adalet” terazisi işleyecek, “kalkınma” hamleleri ile Türkiye büyük yol alacak...” düşüncesini dillendiriyordu.

AKP iktidarının ilk yıllarında her şey iyi gitmeye başlamıştı. Demokratik faaliyetler, Avrupa Birliği’ne girebilmek için öne sürülen şartların bir bir yerine getirilmesi, ülkedeki ekonomik kalkınma ve büyük hamleler tüm vatandaşların güvenini kazanmaya başlamıştı…

Lakin o güzel başlangıçlar, kısa süre sonra gevşemeye, yerini yozlaşmaya ve devletin her alanında alabildiğine siyasallaşmaya götürdü Türkiye’yi…

17-25 Aralık olaylarında rüşvet ile öne çıkan 4 bakanın yargılanma sürecinin önüne set çekilmesi, tüm vatandaşların AKP hükümetlerine bakış açısı değiştirmeye başladı…

Baştan, “Bize yapılan bir kumpastı… O paralar bize ait değildi… Birileri tuzak kurdu!” gibi bahanelere sığınan yöneticiler, daha sonra o ayakkabı kutularında bulunan 10 milyonu, faiziyle birlikte ilgili bakana teslim ettiler.

17-25 TARİHİ BİR KIRILMADIR

Bu tarihte aslında iktidar mensupları ve özellikle 4 bakan hırsızlık yaparak, rüşvet alarak ve gayrimeşru yollara saparak “suçüstü” yakalanmıştı. Fakat bağımsız adalet önünde hesap verme yerine, o herkesin büyük güven duyduğu adalet mekanizmasının da yapısını bozdular.

Artık gözünüz aydın… Türk Adaleti, güven zedeleyen en önemli kurumların başında geliyor! Zira her ne kadar Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, her adli vaka ve tutuklama sonrasında, “Türk yargısı bağımsızdır” diye cümle kursa da, artık çivisi çıkan, tamamen güçlülerin ve ülkeyi yöneten politikacıların elinde oyuncak olan bir sisteme dönüştü Türk hukuku…

Gelinen bu noktada, ahlâk, dürüstlük, vicdan ve eşitlik ilkeleri zedelendi; Türkiye, dünyada insan haklarının çiğnendiği sayılı ülkeler arasına girdi.

Ekonomi yerlerde…

Ülkede 10 milyon yabancı fink atıyor!

İsrail, adım adım Suriye’yi işgal etmeye başladı bile…

Gelecek yıllarda Türkiye’nin başına hangi belalar gelecek, kimse öngöremiyor!

Kısacası, kafalar karışık, insanlar gelecek konusunda oldukça karamsar…

ÜMMETÇİLİK İPİNE SARILDILAR!

Ne yazık ki, içeride, dışarıda, ekonomide, eğitimde, sanayileşmede ve daha birçok alanda sınıfta kalan Cumhur İttifakı, şimdi de “ümmetçilik” ipine sarıldı. Her cümleye “ümmet” kelimesi sıkıştırarak -sözüm ona- samimi Müslüman görüntüsü verecekler, kaybettikleri oyları yeniden devşirecekler!

Ama artık kazın ayağı öyle değil…

Çünkü ümmet dedikleri güruh, ahlakta, inançsızlıkta, çalmada, çırpmada, tecavüzde, hırsızlıkta, arsızlıkta artık zıvanadan çıkmış durumda…

Türkiye’ye artık kapılarını tamamen kapatan Avrupalılar, teknolojide, ileri demokraside ve insan haklarında büyük atılımlar yaparken, Türkiye’yi yönetenler dincilik, ümmetçilik ve İslamcılık oyununu uygulamaya başladılar…

Hükümet yetkilileri, aslında hiç umut vaat etmeyen gelecekten bahsederken, “Türk, Kürt ve Araplar olarak bu ülkeyi, barış ve kardeşlik ülkesi haline getireceğiz” türünden cümleler kurmaya başladı!

BU MOZAİKİN KIYMETİNİ BİLİN!

Türkiye’de yaşayan tüm etnik unsurlara saygım var… Ancak Türkiye sadece Türk, Arap ve Kürt’lerden müteşekkil değildir… İçinde Çerkezi, Abazası, Gürcüsü, Lazı, Pomakı, Arnavutu, Türkmeni, Romanı ve Muhacırı olan 70 küsur mozaikten oluşan bir millettir Türk Milleti…

“Bu topraklara, bu vatana gönül bağı ile bağlı olan herkese Türk denir” sözü aslında etnisiteye dayanmayan birleştirici, kucaklaştırıcı bir anlayıştır…

Fakat “Türkiye ve Türk” kelimelerinden rahatsızlık duyan “satılmış kafalar” ısrarla bu ülkenin altına “dinamit” yerleştirmeye çalışıyor!

Ekonomide, eğitimde, sanayide, adalette ve mutlu bir ülke oluşturma konusunda sınıfta kaldılar ya; şimdi, tüm unsurlarıyla aziz Türk Milleti’ni oluşturan vatandaşları, çeşitli fay ve çatlaklarla kamplara ayırarak taraftar devşirme peşinde koşuyorlar!

Şunu hemen belirteyim ki, buradan size ekmek çıkmaz!

Çıksa çıksa büyük bir belirsizlik ve kaos çıkar ki, o da bu kadim topraklarda kimsenin işine yaramaz!

****************

ANLAMLI SÖZ

“Hepimiz, dünya denen bu geminin yolcularıyız ve onun karaya vurup parçalanmasına izin vermemeliyiz… Çünkü ikinci bir Nuh’un Gemisi olmayacak…”

MİHAİL GORBAÇOV