Dün sordum; “Bu sözde barış sürecinin asıl mimarı kim biliyor muyuz?
ABD, NATO ve türevleri bu işin neresinde, biliyor muyuz?
‘PKK narko-terör örgütüdür. ABD ve emperyalizmin taşeronudur, kendimizi kandırmayalım kökü kazınacaksa da buna ancak ABD ve NATO karar verir, biz o kararı uygularız’ dedim.
Evet, ABD kararını verdi ama bu karar bizim için zafer mi yoksa hezimet mi?
Dün bir kısmını aktardığım gibi günümüzün namuslu gazetecilerinden Tuncay Mollaveisoğlu, 2017’de yazmıştı, bu günlerde de yine hatırlattı;
“Uluslararası Kriz Grubu küresel güçlerin emrinde bir kuruluş.
Hedef bölgelerdeki "emperyalist niyetleri" rapor adı altında yayınlıyor ve iktidarlara ayar veriyor.
2 Mayıs tarihli raporu yine "Kürt sorunu" odaklı! Türkiye'nin bölgede ulusal çıkarları için yaptığı askeri hamleler eleştirilirken, iktidara çözüm olarak şunlar öneriliyor:
Ana dilde eğitim hakkı,
Kürtlere yönelik özerk yönetim modeli,
Seçim barajının düşürülmesi,
Kimlikten arındırılmış bir yeni anayasa...
Yani söylemek istedikleri Türk kimliğinin anayasadan çıkarılması...
Ellerinden gelse "Türk milleti yoktur" diyecek kadar ileri gidecekler!
Özeti; 100 yıllık emperyalist plan...
Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı ile denize döktüğü bu kanlı plan küresel güçlerin taşeron örgütleri tarafından Suriye, Irak, İran ve Türkiye'de hayata geçirildi!
Birbirine rakip gibi görünseler de PKK-YPG de IŞİD de aynı oyunun figüranları...
Uluslararası Kriz Grubu'nun iki raporu arka arkaya yayınlandı. 2 ve 4 Mayıs tarihli raporlar...
İlk rapor Türkiye'ye yönelik, ikincisi ise PKK'nın ne yapması gerektiği üzerine yazılmış.
Raporda, PKK'ya "Türkiye'de çatışmak ya da Suriye'ye yönelmek" gibi iki seçenek sunuluyor.
Kriz grubu 4 Mayıs tarihli raporla PKK'ya hitap ediyor. Önünde iki seçenek var diyor;
1- Suriye'nin kuzeyinde PYD'den aldığın destekle Türkiye'ye saldırılarına devam etmek.
2- Suriye'nin kuzeyinde kurduğun öz yönetimi pekiştirmek...
İkisi birden olmaz diyor Kriz Grubu, ve şöyle akıl veriyor; Türkiye'deki saldırılarını durdur, Fırat'ın doğusunda Cezire ve Kobani kantonlarını birleştirerek gerçekleştirdiğin öz yönetim bölgesini pekiştir... Bu bölgedeki muhalif Kürtlere ve diğer etnik gruplara yönetimde haklar tanı... Kobani ile Afrin'i birleştirmekten vazgeç... Sincar'dan çekil, böylece ABD'den aldığın desteği sürdür... Aksi halde ABD, NATO müttefiki Türkiye ile senin aranda kalıyor ve Türkiye ile arasını fazla açmak istemiyor...
İlk raporda "Türkiye’ye açılımı yeniden başlat, özerklik ver" deniliyor. Türkiye bu adımı atarsa karşılığında PKK’ya da ‘Suriye'ye yönel, oradaki kazanımlarını sonuca ulaştır' hedefi gösteriliyor.
Bugün Bahçeli’nin düğmesine bastığı sürecin başlangıç değil, yıllara yayılan bir planın en önemli adımlarından biri olduğunu aktarmaya çalıştım.
Türkiye ekonomik olarak batmış, halk derin bir bunalımın içinde. AKP’nin iktidarda kalma şansı yalnızca ekonomiyi düzeltmesine, refahı artırmasına bağlı…
Bu amaçla her türlü tavize açık bir iktidar var.
Öcalan’ın sürece dahil olmasını hızlandıracak planın parçası gibi…
AKP’nin açılım ve yeni anayasa baskısını, yukarda özetlediğim kriz grubunun önerisindeki maddeleri okuyarak bir kez daha düşünün…
Tuncay Mollaveisoğlu’nun bu görüşlerine de başta CHP olmak üzere muhalefete şu çağrısına da katılmamak mümkün değil;
“ABD, AKP’yi iktidarda tutacak kilidin anahtarını kriz grubunun planına bağladı.
Muhalefet bir an önce seçimi zorlayıp o planı yırtacağını, seçim sonrası Kürtlerle olan kardeşliği derinleştirecek, var ise sorunları ortadan kaldıracak adımları atacağını büyük bir enerji ile topluma anlatmalı, Saray’ın dümen suyunda görünmekten kurtulmalıdır.”