Tesadüf müydü yoksa bizim bu ucube Türk tipi başkanlık sistemine geçişimizde, CIA Türkiye şefi Paul Bernard Henze’nin 2006'da Beyaz Saray'a sunduğu; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar nasıl kurduysa artık başbakanı ikna ediyoruz, parlamento ayağa kalkıyor. Cumhurbaşkanı'nı ikna ediyoruz, bakanlar ayağa kalkıyor. Öbürünü ikna ediyoruz yargı ayağa kalkıyor. Dolayısıyla birbirini kontrol eden bir sürü mekanizma var. Bu yönetim şekliyle biz Amerika’nın çıkarlarını harekete geçirmekte zorlanıyoruz. Onun için Türkiye tek adam rejimine gitmelidir. Bir kişinin her gücü elinde topladığı rejimi desteklemeliyiz. Bir kişiyi ikna etmek, bu kadar grubu ikna etmekten daha kolay ve daha masrafsız...” mealindeki raporunun bir etkisi var mıydı, bilemem…

Yorumunu sizin ferasetinize bırakıp yeni tesadüflerden(!) konuşalım.

ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın bölgemiz için Osmanlı millet sistemini önermesi ile bizim Osmanlı hayranlarının bir süredir yeniden Osmanlıcılık oynamaya başlaması tesadüf olabilir mi?

Yoksa tesadüften ziyade tevafuk (denk gelme, uyum) mu?

Son yıllarda Osmanlı dönemini anlatan dizi ve sinema filmleri furyası mesela, tesadüf mü yoksa algı operasyonunun bir parçası mı?

Şimdi birkaç günlük yazılarım için “Yahu sen Müslüman değil misin ki ümmete karşısın, Türk değil misin de Osmanlı’yı sevmiyorsun” türü yorumlar alıyorum.

Müslümanım ama siyasal ümmetçi değilim. Bu noktadan sonra ‘ulus devlet’ sisteminden vazgeçip üniter yapımızı bozanları savunacak kadar da geri zekalı olamam.

Türk’üm ve haliyle tarihimi de seviyorum ama cumhuriyetten vazgeçip Osmanlı yönetim sistemi ile yönetilmek istemiyorum. Ne var bunda? Suç mu?

Hem biliyor musunuz? Sizin ki Müslümanlık ise eğer vallahi ABD ve Batı emperyalizmi de Osmanlı hayranı, onlar da ümmetçi hatta bugün savunduklarına bakınca onlar da sizin kadar Müslüman!

Sizin bugün sözde din ve millet adına savunduğunuz ne varsa onlar da savundular ve savunuyorlar.

Onlar da en az sizin kadar Atatürk düşmanı. En az sizin kadar Osmanlı’nın yıkılışına, cumhuriyetin kuruluşuna, saltanatı ve hilafetin kaldırılışına, ümmetçilikten vazgeçip ‘ulus devlet’ oluşumuza, üniter yapıyı oluşturmamıza, güçler ayrımına dayalı parlamenter sisteme geçişimize üzüldüler!

Üzülmekle kalmadılar, ümmet-i devleti ayakta tutmak, hilafeti geri getirmek, Osmanlı’yı yeniden canlandırmak için bi taraflarını yırtıyorlar.

Şu Tom Barrack mesela, çoğunuzdan daha fazla Osmanlı hayranı hatta bazen gizli Müslüman falan mı acaba diye düşünmeden edemiyorum.

Sizin akıl hocanız, üstadınız fesli Kadir’e göre “Shakespeare'in aslı Şeyh Pir, Shakespeare gizli bir Müslüman” oluyor da yine İngiliz kuklası Kıbrıslı şeyhinize göre Prens Charles ‘gizli Müslüman’ ise bu Barrack neden olmasın?

Yoksa aynı menzil-i maksuda yürümeniz tamamen tesadüf mü?

Neyse, Tom Barrack ve ABD’nin derdi bölgede bir Türk-Kürt-Arap ittifakı kurup İran’ı köşeye sıkıştırmak…

Ya da barışı çok seviyorlar da Suriye’de Arap-Kürt-HTŞ-SDG/PYD, Türkiye’de Türk-Kürt-PKK kardeş kardeş yaşasın istiyorlar.

Ha, İktidar sözcülerinin bu süreçte sık sık “Türk, Kürt, Arap Müslüman ümmeti” vurgulu açıklamalar yapması tamamen tesadüf!

Barrack’ın Lozan’ı Sykes-Picot ve Sevr ile birlikte ele alarak haritaların yanlış çizildiğine dolayısıyla “yeniden çizilmesi gerektiğine” işaret etmesi de öyle, tesadüf!

Bizimkilerin “ümmet” açıklamalarıyla da hiçbir alakası yok!

Hem, "Müslümanlar olarak Peygamber efendimizin buyurduğu gibi birbirimize kenetlenmemizin neresi yanlış be gafiller!..” değil mi?

Değil işte…

İşin içine siyaset girince ve ümmetçilik kavramı siyasete alet edilince ‘kardeşlik’ de masal oluyor, kutsal hilafet kavramı da...

Osmanlı dönemine bakın, sadece Arnavutlar şunlar bunlar değil, Araplar da Osmanlı hilafetine baş kaldırdılar.

Daha daha geriye gidersek, işte Cemel Vakası’nda da Sıffin çarpışmalarında da iki taraf Müslüman ve hatta Sahabiydi. Siyaset ihtirası ile Peygamberimizin torunları katledildi yahu daha nasıl anlatayım?

Hasılı ‘ümmetçilik’ sizin olsun bize göre modern devletin halkıyla ilişkilerindeki temel hukuki kavram soy, hanedan, ırkdaşlık, dindaşlık değil, vatandaşlıktır.

Yeni moda Osmanlı dizi ve filmlerinde hiç geçmediği için bilmezsiniz ama ‘ümmet’ yerine ‘vatandaşlık’ kavramı ilk kez Osmanlı döneminde kullanıldı.

Aynı zamanda diplomat olan Sadrazam Âli Paşa’ devletin bekası için vatandaşlık rabıtası yani bağı önerdi.

Nitekim Osmanlı’da 1865 yılında Vatandaşlık Kanunu çıkarıldı.

Dizilerinde size pek anlatılmaz ama Abdulhamit, Meclis-i Mebusan açılışında, birleştirici ilkenin “bir vatanın evladı” kavramı olması gerektiğini söylüyordu.

Beyler. Kimlikleriniz özgürlüklerinizdir, hak ve yükümlülüklerinizin temeli de “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı” olmaktır.

Hayırdır, rahat mı battı size de aksini savunur oldunuz?