TÜRKİYE, belki de dönüşü olmayan bir maceraya girmek üzere! PKK ve türevleri ile başlatılan “barış” görüşmeleri ve akabinde gelen “göstermelik” silah bırakma ve yakma olayının nereye evrileceğini kimse kestiremiyor…
Çünkü mevzu önemli ve derin… Çünkü kimse kimseye tam olarak güvenmiyor!
Hükümet erki, bir yandan eli kanlı terör örgütü ile barış görüşmelerini başlatırken, bir yandan kendine rakip gördüğü ne varsa içeriye tıkıyor… Yetmiyor, doymuyor, ikna olmuyor… 15 Temmuz 2016’dan beri tam 10 yıl geçmesine rağmen halâ, vaktiyle “alt katmanı ibaret” dediği insanları tutuklamaya, hapse atmaya devam ediyor.
Sen kendi ülkende herkesle barışık mısın ki, terör örgütüne “zeytin dalı” uzatıyorsun? Önceki gün “FETÖ yapılanması” diye tutukladığın yüzlerce insan, dağdan inen teröristlerden daha mı suçlu ki, içeriye atıyorsun?
Birilerine -ne hakla- yeşil ışık yakarken, birilerine hangi hakla kan kusturmaya devam ediyorsun? Ve “barış” bunun neresinde?
Zaten darbeye teşebbüs edenlerin, 251 masum vatandaşın canına kıyanların önemli bir kısmını yakaladınız; yakalayamadıklarınız ise yurt dışında… Öyleyse, bu ülkede kalan ve güçlükle yaşamını sürdüren binlerce, on binlerce ve hatta yüz binlerce vatandaştan ne istiyorsunuz?
Hani darbeden önce bu cemaatin bireylerini, “ibadet, hizmet ve ihanet” olarak nitelendiriyordunuz! Şimdi hepsini neden aynı potaya koydunuz?
PEKİ, SİYASİ AYAĞI NEREDE?
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geçtiğimiz yıllarda muhalefet partileri tarafından 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin “siyasi ayağı” araştırılsın diye kaç kez komisyon kurulması teklifi verildi; AKP ve MHP milletvekilleri olarak topluca reddettiler…
Neden reddettiniz?
Kendinizden şüpheniz yoksa neden “darbe teşebbüsünün” araştırılmasını, gerçeklerin su yüzüne çıkarılmasını engellediniz?
Nedenini ben söyleyeyim… Eğer bu işe uzaktan yakından bulaşanlara siz FETÖ diyorsanız, sizler de boğazınıza kadar FETÖ’cüsünüz!
Ucu size dokunanları koruma altına aldınız… Yetmedi ödüllendirdiniz! Bunlardan birkaçını hatırlatayım;
Bülent Arınç ve damadı, Kadir Topbaş’ın damadı, Melih Gökçek ve oğlu, Bekir Bozdağ, Mustafa Varang, Berat Albayrak, Cemil Çiçek, Refaiddin Şahin, Abdülkadir Aksu, Fatma Şahin… Listede daha birçok bakan ve milletvekili var…
Detaylı araştırılırsa, AKP ile kendilerinin “FETÖ” diye ilan ettikleri örgüt ile geçmişte et ve tırnak gibilerdi.
Şimdi köprülerin altından çok sular aktı ve bu defa eli kanlı PKK ile masaya oturdular… Ellerinde göstermelik barış güvercinleri ve zeytin dalları…
Fakat bunu yaparken, bu ülkenin suçsuz has evlatlarını içeriye tıkmaya devam ediyorlar… Bu ülkenin parti liderlerini, belediye başkanlarını, cumhurbaşkanı adaylarını, gazetecilerini, fikir adamlarını ve sanatçılarını bir bir içeriye tıkıyorlar!
Ve öte yandan “barış görüşmeleri” diye teröristlerle -hangi şartlarda olduğu belirsiz- masaya oturmuşlar, Türkiye’nin geleceğini konuşuyorlar!
HELALLEŞMEDEN ASLA OLMAZ!
Şu anda ağırlıklı olarak AKP ve MHP’den oluşan Cumhur İttifakı’nın tüm bireyleri, terör konusunda geçmişte söylediği şeylerin tam tersini yapıyor… “Teröristlerde görüştü diyenler, şerefsizdir” cümlesini kuranlar, bugün bebek katilini “sayın” ve “önder” pozisyonuna getirdi…
Dün, “Altılı Masa”nın ayağının DEM olduğunu, “Kent Uzlaşıları”nın bir ayağının PKK’ya dayandığını, Halk Ekmek’e gişelerine PKK’lı teröristlerin yerleştirileceğini iddia edenler, bugün PKK’nın ağa babaları ile aynı safta ve kol kola yürüme kararı alıyor!
Pekiyi, belki de dünyanın eli kanıl en büyük terör örgütüne böylesine sınırsız bir “af” getirirken, şu anda %200 doluluktaki cezaevlerindeki vatandaşların durumu ne olacak?
Bu millete, “Bu seçimde de bize oy verin, görün bakalım enflasyonu kaça indireceğiz… Görün bakalım, Dolar ve Avro ne olacak… Görün bakalım işsizlik seviyesi kaçlara düşecek…” diye söz verenler, gelinen bu noktada her şeyin kontrolden çıktığı, bir gram altının 4.500 liraya doğru koştuğu, 1 Doların 40 küsur, 1 Avronun 45’i çoktan geride bıraktığı bir ortamda bu millete bir özür borcu yok mu?
Siz önce haksız yere içeriye tıktıklarınız için, söz verip de yapmadıklarınız için, vaat edip de tutmadıklarınız için bu aziz milletten bir özür dileyin ve bu milletten gerçek anlamda bir “helallik” isteyin de, gerisine bakarız…
****************
ANLAMLI SÖZ
“Ey benim yetim gönlüm; bırak gamlı düşünmeyi… Sus ve sabret… Gözyaşının hesabını Rabbim sorsun; sen hakkını helal et…”
ŞEMS-İ TEBRİZİ
****************