Sabahın mahmurluğunda elimizden tutan, öğleden sonra yorgunluğu bastıran, gece vakti yalnızlığımıza eşlik eden bir dostumuz vardı: Kahve. Kimimiz için bir keyif, kimimiz için bir mola, kimimiz için ise başlı başına bir yaşam tarzıydı. Şimdi o dostun fiyatına zam değil, doğrudan bir gümrük duvarı örülüyor. Ve bunu yapan da dünyanın en büyük ekonomisinin eski ama hâlâ etkili olan lideri: Donald Trump.

Trump, Brezilya’dan ithal edilen kahveye yüzde 50 oranında gümrük vergisi tehdidiyle yalnızca Amerikan piyasasını değil, küresel dengeleri de yerinden oynatmaya niyetli. Zira ABD, kahve tüketiminde dünyanın en büyüklerinden ve bu tüketimin üçte biri Brezilya’dan geliyor. Hal böyle olunca, bu türden bir ticari restleşme sadece bir fiyat artışı değil; üretici, aracı, perakendeci ve tüketici zincirinde bir domino etkisi yaratıyor. Ve biz, o zincirin en zayıf halkası olan sade vatandaş, fincan başına daha fazla para ödeyerek yine olan bitenin ceremesini çekiyoruz.

Bu mesele, yalnızca kahve fiyatlarının artmasından ibaret değil. Daha derin bir tablo var karşımızda. Küresel ekonominin artık ne kadar kırılgan ve bireyin günlük hayatına ne kadar doğrudan temas ettiğini gösteriyor bu gelişme. Eskiden gümrük tarifeleri büyük fabrikaları, ihracatçıları, ithalatçıları ilgilendirirdi. Şimdi ise sabah kahvemizi, öğlen kafedeki molamızı, akşam balkon keyfimizi ilgilendiriyor. Koca koca ekonomi başlıkları artık mutfağımıza kadar indi.

SIRADA HANGİ KEYFİMİZ VAR?

Peki şimdi neye sığınacağız? Filtre kahveyi mi azaltalım, üçüncü nesil kahvecilerden mi uzak duralım? Belki de cezveye dönmenin, Türk kahvesine yeniden şans vermenin zamanıdır. Ama ne olursa olsun, mesele artık sadece kahve değil. Mesele, hayatın küçük keyiflerine bile müdahale edebilen bir dünyada yaşamak. Trump ve benzerleri bir karar alıyor, biz burada "küçük fincan mı alsak acaba?" diye düşünüyoruz. Kahve artık sadece bir içecek değil; küresel politikaların en sade sembolü. Bir kahve keyfimiz vardı, onu da aldılar bizden. Şimdi geriye sadece sorular kalıyor: Bundan sonra hangi keyif elimizden alınacak? Ve daha önemlisi, biz buna ne kadar daha sessiz kalacağız?