Emperyalist ABD ve Batı, cumhuriyetin kurulmasından, saltanatın yıkılışından, hilafetin lağvedilişinden, laikliği benimsememizden, ümmetçilik yerine ‘ulus devlet’ anlayışını oluşturmamızdan, üniter yapımızdan ve güçler ayrımına dayalı parlamenter sistemimizden hiç hoşnut olmadılar.

Lakin bizi tekrar eskiye döndürme çabalarından, bu uğurda tarikatları, ayrılıkçıları, azınlıkları, Osmanlı artıklarını ve siyasal İslamcıları kışkırtmaktan ve desteklemekten de hiç vazgeçmediler.

Dolayısıyla bugün “yeni anayasa, terörsüz Türkiye, üst kimliğimiz İslam, ‘ümmet bilinci, bu ülkenin dirliğidir ama bunlar ümmet bilinci nedir bilmezler’” çıkışına ve Osmanlı güzellemesi yapılmasına karşılık çok dikkatli ve uyanık olmalıyız.

Ve en önce sormalı ve sorgulamalıyız; Biz parlamenter sistemi lağvedip bu sözde Türk tipi başkanlık sistemine neden geçtik? Kuvvetler ayrılığından yani devlet organları olan yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılmış oldukları bir devlet yönetimi sistemi yerine bütün bu kuvvetlerin tek bir kişiye bağlandığı sistemi hangi akılla tercih ettik?

Ya da gerçekten bunu biz mi istedik yoksa birileri böyle olmamızı mı istedi?

CIA Türkiye şefi Paul Bernard Henze’nin 2006'da Beyaz Saray'a sunduğu o raporun bir etkisi oldu mu mesela?

Neydi o rapor hatırlatayım;

CIA Türkiye şefi Paul Bernard Henze’nin 2006'da Beyaz Saray'a sunduğu o rapor mealen şöyleydi;

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar nasıl kurmuş? Başbakanı ikna ediyoruz, parlamento ayağa kalkıyor. Cumhurbaşkanı'nı ikna ediyoruz, bakanlar ayağa kalıyor. Öbürünü ikna ediyoruz yargı ayağa kalkıyor. Dolayısıyla birbirini kontrol eden bir sürü mekanizma var. Bu yönetim şekliyle biz Amerika’nın çıkarlarını harekete geçirmekte zorlanıyoruz. Onun için Türkiye tek adam rejimine gitmelidir. Bir kişinin her gücü elinde topladığı rejimi desteklemeliyiz. Bir kişiyi ikna etmek, bu kadar grubu ikna etmekten daha kolay ve daha masrafsız...”

Malumunuz ABD bizim kuvvetler ayrılığı sistemimizin en büyük kazığını 1 Mart Tezkeresinin reddi olayında yemişti.

Bu ABD’nin çok zoruna gitmişti.

ABD, yürütme yani hükümeti, Irak’a müdahaleye hazırlanan ABD askerlerinin topraklarımızda konuşlanması konusunda ikna etmiş, yürütmeyi yani hükümeti kafaya almıştı.

Başbakanlık tezkeresinin geçeceğinden o kadar eminlerdi ki henüz parlamentoda görüşülmeden ve karar alınmadan asker ve teçhizat yığmaya bile başlamışlardı.

Yürütme yani hükümet ve hükümetin başı yani başbakan ikna edilmişti ama yasama yani TBMM, AKP çoğunluğuna rağmen bu tezkereyi reddetti.

Demokrasi adına çok doğru bir tavırdı, kuvvetler ayrılığı esasına göre olması gerekendi ve işte kuvvetler ayrılığının en güzel tarafı da buydu.

Ve işte CIA Türkiye şefi Paul Bernard Henze’nin adeta yakarışının ve tavsiyesinin asıl sebebi de buydu.

ABD istedi diye mi bilemem. Ona siz karar verin ama ülkemizde başkanlık sistemi tartışmaları 2007 seçimlerinden sonra başladı.

Parlamento da artık HDP ve MHP de vardı.

CHP karşı çıkıyor, HDP ‘seni başkan yaptırmayacağız’ diyordu.

En ateşli muhalif MHP ve Bahçeli’ydi; Bahçeli “Erdoğan, yasama organı Meclis’in kendi kontrolüne sokulduğu, denge, denetim ve fren sistemi olmayan, tek adam diktatörlüğü, tahtsız ve taçsız sultanlık peşinde koşmaktadır” diyordu.

Bir sabah bir uyandık Bahçeli; “Cumhurbaşkanı yasalara ve anayasaya uymak zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin beka mücadelesi verdiği bugünlerde, siyasi iktidarın ve devletin en tepesinde bulunan Cumhurbaşkanının hukuka ters düşmesi geleceğimiz açısından çok mahsurlu, çok tehlikelidir. Bu açık tehlikenin bertaraf edilebilmesi için karşımızda iki alternatif yol bulunmaktadır:
Bunlardan birincisi ve bizim açımızdan da en doğru, en sağlıklı olanı, Sayın Cumhurbaşkanı'nın fiili başkanlık zorlamasından vazgeçmesi, yasa ve anayasal sınırlarına çekilmesidir. Şayet bu olmayacaksa, ikinci olarak, fiili durumun hukuki boyut kazanabilmesinin süratle yol ve yöntemlerinin aranmasıdır” dedi.

Sonuç; Baktık ki yasalara uymuyor, başkan gibi davranıyor, madem öyle biz de yasaları ona uyduralım dedik ve bu ucube sistemi başımıza bela ettik.

İşte sarı öküzü verdiğimiz gün de o gündü.

Ve bugün sıra diğer ineklere gelmiş gibi görünüyor!