Şehrin gündemini takip etmek özellikle son yıllarda ekstra emek ister oldu. Her gün yeni habere, yeni projeye uyanır olduk. Ben her ne kadar bu durumdan çok memnun kalsam da yine karşılaştığım bir manzara var ki, daha proje tamamlanmadan, hatta bazen çalışmalar başlamadan ortaya çıkan itirazlar…

Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, Adapazarı garındaki dönüşüm projesini paylaştıktan sonra geçtiğimiz günlerde fiilen çalışmalar başlamıştı. Projeye baktığımızda; şehir içindeki raylı ulaşımın yeni bir düzene kavuşması, şehir içi trafiğinin rahatlatılması ve şehrin merkezinde yeni bir yeşil alan oluşturulması hedefleniyor.

Buraya kadar gayet güzel.

Fakat proje paylaşıldığından beri dikkatimi çeken birtakım yorumlar var. “Adapazarı garında hatıralarımız var” , “Burası tarihi, bina yıkılmasın.” O kadar çok gördüm ki bu yorumları…

Bugün orada başlatılan projede mesele sadece garın binasının yıkılması ya da yıkılmaması mı?

Şehri ikiye bölen rayların artık olmayacağı, tabir yerindeyse şehrin iki yakasının yeniden kavuşacak olması daha değerli değil mi?

Adapazarı garına girdiğinizde duvarlardaki çatlaklar, dökülen boyalar ve eskiyen bina, gelişmeye çalışan bu şehre ne kadar yakışıyor?

Ya da başka bir deyişle “tarihi” olan bina depreme dayanıklı mı?

Peki tarihimize sahip çıkan vatandaşlar olarak cevaplayalım. Neden Justinianus’un daha açıldığı ilk günlerde her yerde izmarit ve çöpler vardı?

Tarihe yanlış yerde sahip çıkmak, değişim ve gelişimi reddetmek ne bu şehre ne de bu şehrin sevenlerine yakışmaz. Bugün garın çevresine baktığımızda hep bir otopark problemi, katlı pazar tarafında yıllardır çözülemeyen çöp kokusu rezilliği gibi sorunlar çözülecekken köstek değil destek olmak gerekir. Çünkü yıllardır şehre gelecek projeleri bekliyoruz. Ulaşıma, kültüre, sanata, sosyal yaşama değer katacak en ufak projeye bile ihtiyacı var bu şehrin.

Şehircilik konusunda öne çıkan kentlere gittiğinizde çevrenize bir bakın. Şehir merkezlerinde meydanların, yeşil alanların ve toplu taşımanın ne kadar önemli bir yer tuttuğunu görürsünüz.

Peki biz neden yapmayalım?

Üstelik Sakarya’da benzer tartışmaları daha önce de yaşadık.

Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, Adaray’ı hizmete açtığında “neden açtı, ne gerek vardı, trafik yarattı” diyerek tepki gösterildi. Arifiye vatandaşının ulaşımına nefes oldu, milyonlarca kez kullanıldı.

Metrobüsü hizmete aldı “trafiği kilitledi, şehri karıştırdı” dendi. Karaman, Korucuk, Camili, Yazlık ulaşımına nefes oldu, yine milyonlarca kez kullanıldı.

Şimdi ray dönüşümü projesinde de aynı yorumlar yapılırken çokta öngörülü olmaya gerek yok diye düşünüyorum. Eminim ray dönüşümü tamamlandığında diğer projelerin de önünü açacaktır.

Tabii ki de eleştirelim, sorgulayalım, eksik görüyorsak söyleyelim.

Bir şehrin gelişmesi için bunların hepsi gerekli.

Ancak eleştiri yaparken kişisel alışkanlıklarımızla şehrin gerçek ihtiyaçlarını birbirinden ayırmayı da başarabilmeliyiz.

Çünkü şehirler yalnızca hatıralarla yaşamaz.

Şehirler değişir, dönüşür ve geleceğe hazırlanır.

Bu yüzden ray dönüşümünü tartışırken soruyu belki de şöyle sormalıyız:

Biz gerçekten projeye objektif mi bakıyoruz, yoksa değişime karşı duyduğumuz alışkanlık refleksiyle mi hareket ediyoruz?