Bir insanın gerçekten öldüğü gün, nefesinin kesildiği gün müdür? Ben buna hiçbir zaman inanmadım. Bana göre insan, umutlarını ve hayallerini kaybettiği gün biraz ölür. Çünkü bizi yarına taşıyan yalnızca aldığımız nefes değil; henüz gerçekleşmemiş bir hayalin ihtimalidir.

Hayat boyunca insanın karşısına, ona neyi yapamayacağını anlatan çok kişi çıkar. “Olmaz” derler, “geç kaldın” derler, “senin gücün yetmez” derler. Bazen bunu yabancılar söyler, bazen en yakınlarımız.

Umutlarınızı ve hayallerinizi kimsenin ama kimsenin çalmasına izin vermeyin. Çünkü kaybettiğiniz para yeniden kazanılır, makam gider yenisi gelir, insanlar hayatınıza girer ve çıkar. Fakat insan kendi içindeki yaşama arzusunu kaybettiğinde, yerine koyması en zor şeyi kaybetmiş olur.

Ben kendime güveniyorum. Hem de hayatın birçok konusunda. Fakat özgüvenin gökten yağan, insana doğuştan dağıtılan bir meziyet olduğunu düşünmüyorum. Özgüven; düştüğün yerden kaç defa kalktığının, yalnız kaldığında nasıl ayakta durduğunun, korktuğun hâlde kaç kez yürümeye devam ettiğinin toplamıdır. İnsan özgüveni sahip olduklarından üretir.

Belki de bu yüzden hayatın bazı dönemlerinde yaşadığımız zorlukların anlamını o an kavrayamıyoruz. Bitti zannediyoruz. Kapılar kapanıyor, insanlar gidiyor, planlar bozuluyor.

Hz. Yunus balığın karnındayken kurtulacağını biliyor muydu?

Hz. İbrahim ateşin karşısındayken o ateşin kendisine zarar vermeyeceğini biliyor muydu?

Hz. Yusuf kuyuya atıldığında, bir gün o kuyudan çıkıp Mısır’da büyük bir makama ulaşacağını biliyor muydu?

Belki önlerinde ne olduğunu bilmiyorlardı. Ama bildikleri çok daha büyük bir hakikat vardı: Allah’a sığınan, O’na güvenen ve sabreden insan sahipsiz değildir.

İşte insanın bazen bütün hesabı burada değişiyor.

Biz önümüzdeki duvarı görüyoruz, Allah duvarın arkasını biliyor. Biz bugünün acısıyla hüküm veriyoruz, O yarının ne getireceğini biliyor. Biz “artık olmaz” diyoruz; O dilerse “Ol” der ve olur.

Bu yüzden hayatım boyunca bir şeyin gerçekleşmemesini her zaman yenilgi olarak görmedim.

Bazen olmayan şey, daha büyük bir felaketten korunmaktır. Bazen kapanan kapı, yanlış bir yoldan çevrilmektir. Bazen kaybettiğini sandığın insan, iş, makam ya da imkân; seni asıl yoluna hazırlayan bir vedadır. İnsan o gün bunu anlayamaz.

Çünkü biz hikâyenin yalnızca bulunduğumuz sayfasını okuyoruz. Oysa kitabın tamamını bilmiyoruz.

Elbette inanmak, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Tevekkül tembellik hiç değildir. Çalışacaksın. Mücadele edeceksin. Gerektiğinde yeniden başlayacaksın. Kapı kapanırsa başka kapıyı çalacaksın. Düştüğünde üstünü silkeleyip ayağa kalkacaksın. Sonra elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakacaksın.

Çünkü insanın görevi gayret etmek, neticeyi takdir etmek değildir.

Bugün hayatının en karanlık döneminden geçen biri bu satırları okuyorsa ona söylemek istediğim tek bir şey var: Hikâyenin sonunu, içinde bulunduğun kötü bir güne bakarak yazma.

Belki bugün kuyudasın.

Belki ateşin tam ortasındasın.

Belki sana göre bütün çıkış yolları kapanmış durumda.

Ama hiçbir gece, sabahın gelmesine engel olamadı.

Yeter ki umudunu kaybetme. Hayallerinden vazgeçme. İnsanların senin hakkında çizdiği sınırlara mahkûm olma. Kendine güven; ama her şeyin yalnızca kendi kudretinden ibaret olduğunu zannedecek kadar da kibirlenme. Çalış, mücadele et, inan ve teslim ol.

Çünkü hayat bazen tam da “bitti” dediğimiz yerde yeniden başlar.

Bugün imkânsız gördüğün şey, yarın hayatının en güzel gerçeği olabilir. Bugün ağlayarak baktığın gökyüzüne, bir gün şükrederek bakabilirsin. Bugün nedenini anlayamadığın bir kayıp için, yıllar sonra “İyi ki böyle olmuş” diyebilirsin.

O yüzden ben umudu küçümsemem.

Hayal kurmaktan utanmam.

Düştüğümde yeniden kalkmaktan yorulsam da vazgeçmem.

Çünkü biliyorum ki insanın bütün yolları tükense bile Allah’ın yolları tükenmez.

Sen “olmaz” dersin… O, “Ol” der; olur.