Eskiden ev almak ulaşılmaz değildi. İnsan borçlanırdı ama korkmazdı. Çünkü ödediği borcun bir karşılığı vardı, maaşıyla dengesi vardı. Bir ev alırsın, belini biraz doğrultur, sonra hayatına bakardın. Şimdi öyle mi? Şimdi ev almak demek, hayatını ipotek etmek demek. En az 20 yıl boyunca aynı yükü sırtında taşımak demek.

Bugün bir ev almak için çektiğin kredi, yarın neye dönüşecek belli değil. Daha maaşın hesabına yatmadan eriyor. Enflasyon diye bir canavar var; durduramıyorsun, yakalayamıyorsun. Markete gidiyorsun, geçen hafta aldığın ürün bu hafta başka fiyat. Aynı ürünü, aynı parayla alamıyorsun. Bu nasıl düzen?

Bir de çıkıp açıklanan rakamlar var. “Enflasyon şu kadar”, “açlık sınırı bu kadar”… Kusura bakmayın ama bu rakamlar bizim yaşadığımız hayatla zerre örtüşmüyor. Sokakta, pazarda, mutfakta başka bir gerçek var. Kağıt üstünde çizilen tabloyla, vatandaşın yaşadığı hayat arasında uçurum var.

İnsan artık hesap yapamaz hale geldi. Gelecek planı yapmak mı? Neredeyse imkânsız. Bugün aldığın maaşın yarın neye yeteceği belli değil. Ev almak için yıllarını veriyorsun ama o evin içinde huzurla yaşamak ayrı bir meseleye dönüşüyor.

Bir ev sahibi olmak için ömrünün en verimli yıllarını ipotek etmek normal değil. Her gün biraz daha fakirleşmek normal değil.

İnsan, lüks istemiyor. Sadece insanca yaşayabileceği bir düzen istiyor. Aldığı maaşın değerinin olduğu, yarını düşünürken korkmadığı bir hayat istiyor. Çok şey mi istiyor? Hayır. Sadece hakkı olanı istiyor.