Bir soru, bir cevap ve ağır bir sorumluluk…
Her geçen gün teknoloji ve yapay zekanın hayatımıza daha da çok işlediği bir dönemdeyiz. Bundan en fazla 3-5 yıl önce bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz yapay zeka ve teknolojik gelişmeler bugün filtresiz şekilde karşımızda beliriyor. Bugün cebimizde, evimizde, işimizde ve hatta bazen çocukların ödevlerinde en büyük yardımcı.
Bizim zamanımızda bilgi kütüphanelerdeki kitaplardan toplanır, tek tek sayfalar incelenir ve ödevler o şekilde yapılırdı. Sorabileceğimiz sorularda kitaplardan geçer, cevabını bulamadığımız yerde anne babamıza sorardık. Bu araştırma süreci de ebeveynlerin, çocuklarının ne okuduğunu, ne araştırdığını, neye ilgi duyduğunu kolayca kontrol edilebilir oluyordu. Şimdi artık çocuklar yapay zekâ ile her türlü bilgiye anında ulaşırken, özellikle belirttiğim filtresiz teknoloji her zaman doğru amaca hizmet etmiyor ne yazık ki…
Sakarya’da 14 yaşındaki bir çocuğun yaşamını yitirdiği olayla ilgili ortaya çıkan son bilgilere göre, olayla ilgili tutuklanan 16 yaşındaki şüphelinin cep telefonunda yapılan incelemelerde, olaydan 13 gün önce yapay zekâya silahların öldürücü etkisi ve adam öldürmenin cezası hakkında sorular sorduğu tespit edildi. Bir çocuğun hayatını kaybettiği bu olayda yapay zekanın korkunç tarafını açıkça görmek mümkün.
Yapay zekâ, kötü niyetli bir insanın elinde tehlikeli bir yardımcıya dönüşebilir mi?
Evet, bu risk var. Gerek Grok, gerek ChatGPT gerek Gemini bu gibi riskli durumlara karşı güvenlik önlemlerini aldıklarını duyursalarda bu olaydan anladığımız kadarıyla aldıkları önlemler yeterli olmamış.
Yapay zekâya soru sormak artık günlük hayatımızın bir parçası oldu. Fakat her sorunun masum olmadığını da biliyoruz. Şiddetin nasıl uygulanacağına, bir insana nasıl zarar verileceğine veya bir suçun sonuçlarından nasıl kaçınılacağına ilişkin sorular, çok daha dikkatli olunması gereken bir alan oluşturuyor. Böyle durumlarda yapay zekâ; istenen her cevabı vermemeli, kişinin sorusunu ve kişisel bilgilerini polise bildirmeli ve şahıs takibe alınmalı. Yapay zekaya insan öldürmek hakkında sorular soran biri için rehabilite önermenin artık son çare olduğuna inanıyorum. Okullarda yaşadığımız şiddet olayları da zaten bu önergeyi destekler nitelikte.
Yapay Zekaya Karşı İlk Önlem: Akıllı araçlar
Yapay zekaya dair bir haberde Türkiye’nin önde gelen kuruluşları; ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN ve TUSAŞ Motor Sanayii’den geldi.
Bir zamanlar yalnızca ulaşım aracı olarak gördüğümüz otomobiller, bugün kameraları, sensörleri, yazılımları ve veri toplama kabiliyetleriyle dijital dünyanın birer parçası hâline geliyor. Savunma sanayimizin lider kuruluşları yapay zekanın bu yeteneklerinin kim için risk kim için fayda sağlayacağını erken fark etmiş olsa gerek.
TEI Genel Müdürü Mahmut Faruk Akşit’in açıklamasına göre, yabancı elektrikli araçların söz konusu kurumların yerleşkelerine girişine izin verilmiyor. Gerekçe ise bu araçlarda bulunan kamera, sensör ve haritalama sistemlerinin oluşturabileceği güvenlik riskleri.
Burada üzerinde durulması gereken asıl mesele, otomobilin markası değil; teknolojinin kontrolünün kimde olduğu ve toplanan verilerin nasıl kullanıldığı. Çünkü artık güvenlik, yalnızca sınırları korumaktan ibaret değil. Veriyi, yazılımı ve bilgiyi korumak da millî güvenliğin en önemli noktası.
Teknolojik, elektrikli ve akıllı araçlar, hayatımızı kolaylaştıran önemli gelişmelerin başında geliyor. Sürüş destek sistemleri, çevreyi algılayan sensörler, kameralar ve dijital haritalama özellikleri sayesinde bu araçlar, geleneksel otomobillerden çok daha fazlasını yapabiliyor. Bir aracın çevresini algılaması, konum bilgilerini işlemesi ve yazılım üzerinden yönetilmesi, özellikle stratejik öneme sahip tesislerde veri güvenliği açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken konular.
Savunma sanayisi kuruluşları düşünüldüğünde bu hassasiyet daha da önem kazanıyor. Kritik üretim alanları, tesis yerleşimleri ve operasyonel süreçler hakkında elde edilebilecek en küçük bir bilgi dahi istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle güvenlik tedbirlerinin yalnızca fiziksel erişimle sınırlı kalmaması gerekiyor.
Türkiye son yıllarda savunma sanayisinde önemli bir mesafe kat etti. Yerli platformlar, insansız sistemler, haberleşme teknolojileri ve elektronik sistemler, ülkenin kendi imkânlarıyla üretme kapasitesini güçlendirdi. Ancak teknolojik bağımsızlık, yalnızca bir ürünü tasarlayıp üretmekle tamamlanmıyor. O ürünün yazılımına hâkim olmak, verilerin nerede tutulduğunu bilmek, sistemin nasıl çalıştığını denetleyebilmek ve ihtiyaç duyulduğunda dışa bağımlı olmadan müdahale edebilmek de aynı derecede önemli.
Türkiye’nin önündeki hedef açıktır: Teknolojiyi yalnızca tüketen değil, geliştiren; dışarıdan gelen sistemleri yalnızca kullanan değil, gerektiğinde denetleyebilen; verisini başkalarının insafına bırakmayan bir ülke olmak. Bu hedef doğrultusunda mühendisinden işçisine destek olmakta hepimizin sorumluluğu.
Çünkü gelecek, verisini koruyabilen ülkelerin olacak…