ÜLKEMİZDE 1950 ile 1970 yılları arasında doğan çok özel bir nesil var… Siz onlara, “dinozor” ya da “neslinin son türü” de diyebilirsiniz!
Bugün, en genci 55 en yaşlısı ise 75 yaşında olan bir nesilden bahsediyorum…
Hepsi de şahsına münhasır özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesil… Hâlâ 20’lik bir deli tay gibi ideallerinin peşinden koşan hesapsız bir nesildir bu nesil…
Hiçbirinin altına “hazır bez” bağlanmamış…
Yer yatağında yatmış, şeker çuvalından pantolon, lastikten ayakkabı giymiş…
Evde inek beslemiş…
Harmanda “döven” yapmış…
Buğdayı samandan ayırmak için rüzgârı kollamış, yaba kullanmış bir nesil…
Okula gitmek için ağabeyinin ya da ablasının önlüğünü “yolda değiştiren”, silgisini ve kurşun kalemini ikiye bölüp kullanan bir nesil…
Kara önlük, kara tahta ve tebeşir ile ilk, orta ve liseyi tamamlamış bir nesil…
Haftanın 5 değil, 6 günü okula giden, okulun yakacak giderlerini paylaşan, perdelerine para denkleştiren bir nesil…
Okulda sık sık “bit taramasına” maruz kala, yamalı pantolon giyen, yırtık çorapları tamir eden, yakalığı naylon olan, ortaokuldan itibaren terekli şapka takan ve bez çanta kullanan bir nesil…
Kümesten yumurta aşırıp, okulda çeyrek ekmek arasına bir lokum alarak karnını doyurmuş, okulda “Marshall yardımı” kapsamında süt tozundan süt içerek beslenmiş bir garip nesil…
Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmam...
Hatta hiç bebeklik ve çocukluk resmi olmamış…
Hiç biri kreş, dershane, özel okul görmemiş bir nesil…
Sınıfta kalmışsa, o gece “dayak yeme” korkusuyla akrabasının evinde kalan, öğretmenini görünce üç metre kala selam duran, minibüs parası bulamayıp, devamsızlıktan sınıfta kalan, gaz lambasında ya da kandilde ders çalışan, okula gitmek için uzun mesafeleri yürüyen bir nesil…
Ama aynı zamanda, hepsi bir profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf nesil…
Harp görmüş, darp görmüş, sıkıyönetim uygulamalarıyla törpülenmiş… Sorguda işkence görmüş…
Karakolda Filistin askısı ile ceza evinde isyanla tanışmış…
İhanette ve kalleşlikte, maruz kaldığı işkencede insanın “hayvan yüzünü” görmeyeni kalmamış…
En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7-8 post-modern darbeden sağ salim paçayı sıyırmış…
En azı 12 ekonomik krizden nasibini almış…
Tecrübe abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesilden bahsediyorum…
KURŞUN ATMIŞ, KURŞUN YEMİŞ!
Bu nesil özel bir nesil, birbirini vatan için katletmiş…
Vatan için vurmuş, vurulmuş…
İnandığı dava uğruna dövmüş, dövülmüş…
Ne yaptıysa yoluyla yordamıyla kendi meşrebine uygun ahlâkına yakışanı yapmış…
Düşmanın da mert olanını aramış; buldu mu hakkını teslim edip onu da sevmiş…
Dostun namerdinden, arkadan hançerleyeninden nefret etmiş…
Birbirini yok etme pahasına ölümüne mücadele etmiş, ama neslini tüketememiş…
İntihar sayılmasın diye idam sehpalarına selam veren inançlı yiğitler de, sırtından kurşunlanıp dostunun kucağında can veren ana kuzuları da bu nesilden çıkmıştır…
68’liler de 78’liler de bu neslin deli taylarıdır… Bu neslin temsilcileri tarihe adlarını kanları ile yazmıştır…
Kıbrıs Barış Harekâtı’nda savaşmak için kuyruğa girmiş, Mehmetçik’e yardım için elindeki tüm parasını harcamış bir nesildir bu nesil…
YOKSA ÜRETİM HATASI MIYIZ?
Bu neslin “üretim harikası” mı yoksa “üretim hatası” mı olduğu tartışılır ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız, hesapsız sevmiştir bu vatanı…
1950 ve 1970 yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretimdir… Çoğu yatılı okumuş, kardeşlik ve paylaşma duygusu zirve yapmış bir nesildir…
Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş bir nesil…
En azı simitçilik, olmadı ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, inşatta amelelik, pazarcılık, hamallık yaparak okul harçlığını çıkarmıştır…
Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, çünkü geneli bir baltaya sap olmuştur…
Kimseye muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamıştır…
Aç, açık, evsiz yurtsuz, aşsız susuz kalmış, kimseye “eyvallah” etmemiştir…
Eğilmemiş, el etek öpmemiş, aç yatmış, kuyruğu dik tutmuş, enseyi karartmamış… Kan kusmuş, ‘kızılcık şerbeti içiyorum’ demiş…
Dik durmuş, dikleşmemiş bir nesildir bu nesil…
Görevini, sorumluluğunu bilen, onuru için, bir pire için bir yorgan yakan, öfkeli, hırçın bir nesil bu 1950 ile 1970 yılları arasında doğan dinozorlar…
DİKKATLİ BAKIN, DERSLER ÇIKARIN!
İyi bakın… Bunlar, bu son kalan kadifeye sarılmış çelik yumruk misali, yumuşak görünüp indiği yeri dağıtan bu neslin öfkesinden sakının…
Bunlar kimi sokakta oyun arkadaşım, kimi ilkokul arkadaşım…
Kimisi öğretmen okulunda aşımı paylaştığım kader arkadaşım…
Kimi de “dört duvar” arasında çıkan isyanda, sırtımı dayadığım cezaevi Yusufiye, taş medreseli arkadaşım…
Kimisi de Anadolu yollarında ömrümüzü adadığımız bir ülkü, bir ideal dava uğruna bir ömür feda ettiğimiz yol arkadaşlarım…
Bunlara iyi bakın… Sizin evinizde de bu resimdekilerden kalan varsa, bunları korumaya alın…
Çünkü bunların nesilleri tükenmek üzere…
Bunların üretimi sonlanalı yarım asrı geçti…
Kullanım sureleri doldu, tedavülden kalktı…
Neden bu nesil “özel” biliyor musunuz?
Bu neslin üzerinden silindir gibi devlet geçti…
Dozer gibi dünya milletleri ezdi geçti…
Hayat bu nesli sınadı, denedi, çarkının dişlilerinden öğüttü ama tüketemedi…
Bu çarktan kurtulabilen kurtuldu…
SERTTİR… MERTTİR… MERHAMETLİDİR…
İşte bu gün nesli tükenen çarkın dişlileri arasından yaralı kurtulan bu nesil, yaralı da olsa, sakat da olsa yine de şükretmeyi, tevekkülü, sabırlı davranmayı, yasamayı ve hayatta kalmayı başardı…
Bu nesil, ihanetin acısına, dost hançerinin sancısına, ölümüne yoldaşlığa, mezara kadar arkadaşlığa şahit oldu…
Dostu için can vermeyi de, elindeki son lokmayı paylaşmayı da, sadakati de vefayı da bildi bu nesil…
Say say, bitmez bu neslin özellikleri…
Bu nesil, katı, aksi, deli ve biraz da serttir…
Bir o kadarda merttir…
Hoş görülü ve merhametlidir…
Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük servetidir…
Kısacası, 55 ila 75 yaş aralığındaki bu dinozorlar tam bir müzelik ve antika bir nesildir…
Onun için 1950 ile 1970 yılları arasında doğmuş, hâlâ inadına yaşayan, ana baba, amca, dayı, teyze, hala, yenge dede anneanne babaanne her neyiniz varsa değerini bilin!
Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir…
Oturun onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin…
Sonra arar da bulamazsınız…
Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır
Övünmek gibi olmasın ama bendeniz de bu neslin yaş skalasında doğmuş, naçizane bu neslin tüm sancılarını çekmiş biriyim...
Bir başka deyişle, kötü mazide olan atiyim…
**********************
ANLAMLI SÖZ
“Asım’ın nesli diyordum ya… Nesilmiş gerçek…
Çiğnetmediği namusunu, çiğnetmeyecek…”
MEHMET AKİF ERSOY