Bu kadim topraklarda 1000 yıldan çok daha eski zamanlarda gelen Türk Milleti, 1071’de Selçuklu komutanı Alpaslan’ın zaferinden sonra tam anlamıyla kök salmaya başladı. Sonra Osmanlı İmparatorluğu, sonra Türkiye Cumhuriyeti...

Fakat her defasında bu Türk dünyası birilerinin rahatını kaçırıyordu; perde arkasında sinsi planlar tek tek devreye sokuluyordu.

Osmanlı, bir çağı kapatıp bir yenisini aralarken de vardı şer odakları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra da sinsi planlar hep devam etti.

Fakat BOP Projesi’nin kuruluş tarihi aşağı yukarı Cumhuriyetimizle yaşıttır. Emperyalizmin hesabı, içinde bulunduğumuz bu coğrafyadaki irili ufaklı İslam ülkelerini bölerek, yine Emperyalizmin çabalarıyla Filistin topraklarında kurulan İsrail’in arzı mevut hedefine çanak tutmaktır…

Artık bu bölgedeki “böl, parçala, yok et!” projesini sağır sultan bile duydu, 10 yaşındaki çocuklar bile tehlikeyi seziyor!

Fakat gelin görün ki, Emperyalizmin bu karanlık emeline bu coğrafyadaki bütün ülkeler istinasız hizmet ediyor…

Kimisi silah satıyor, kimisi benzin, kimisi tarım ürünü veriyor kimisi demir-çelik… Bugün Filistin topraklarındaki bir avuç denecek Müslümana kan kusturan İsrail, bu cüretini “özellikle” yine başka Müslüman ülkelerden devşirdiği yardımlarla yapıyor!

Ne acı değil mi?

SOYKIRIM İDDİALARI TUTMAYINCA!

Biliyorsunuz, tüm Avrupa ülkeleri, Amerika ve Ermenistan 1915 olaylarını “sözde” soykırım olarak anmaya başlamıştı. Oysa bu planlı suçlama 1815’den en az 30-35 yıl önce başlamıştı. Bütünlüğünü korumaya çalışan Osmanlı İmparatorluğu, batılıların deyimi ile “hasta adam” konumuna gelince, “soykırım yapmakla” suçlamaya başlanmışlardı.

Ve bu suçlamayı 1915 olaylarından sonra zirveye taşıdılar. Rusların dolmuşuna gelen Ermeni vatandaşlarının, Karadeniz bölgesinden başlattıkları katliamlar karşısında birçok cephede savaşan Osmanlı İmparatorluğu’nun koruma refleksidir yaşananlar…

Osmanlı İmparatorluğu, Ermeni çetelerinin bu katliamlarını önlemek için “tercih” yani “yer değiştirme” kararı almak zorunda kaldı. Bu esnada karşılıklı kıyımlar, çeteleşmeler mutlaka olmuştur. Tehcir sırasında, o zor şartlarda yolda ölenler, çeşitli çetelerin saldırısına maruz kalanlar da olmuştur…

Ve Osmanlı İmparatorluğu bu “tercih” sırasında isyana kalkışan Ermenileri yeterince koruyamayan güvenlik güçlerini çeşitli cezalara da çarptırmıştır; bu cezaların içinde idamlar da vardır.

Şimdi gelin, sözde “soykırım” olayını, Özgür Özel’in bu günlerde sıkça söylediği gibi sözde “soykırım” olayını benim pabucuma anlatın!

ASIL SOYKIRIMCI ASALA VE PKK

ASALA veya tam adı ile Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu, 1975 ve 1994 yıllara arasında, Türkiye dâhil 16 farklı ülkede Türk ve diğer sivil, mülki ve diplomatik hedeflere karşı bombalı ve silahlı eylemlerde bulunmuş aşırı milliyetçi silahlı bir terör örgütü idi.

İşte bu katil ASALA, Türk diplomatlarına karşı ilk eylemini 27 Ocak 1973 tarihinde gerçekleştirdi. Şehidimiz Los Angeles Baş Konsolosu Mehmet Baydar idi. Bu katliamlar ta 1994 yılına kadar aralıksız devam etti ve 36 diplomatımızı kahpece şehit ettiler.

Esasen Ermeni Komitacılarının kahpelikleri ta Talat Paşa’ya (15 Mart 1921) kadar dayanır…

Önce ASALA zayıflatıldı ve 1994’te tamamen bitirildi… Fakat ASALA bitmeden önce 1984’te bu defa PKK belası çıktı… Kurucuları arasında yine Ermeni kökenli vatandaşlar ön plandadır; şu andaki terörist başı Abdullah Öcalan da buna dâhildir.

İşte dünyanın en kanlı terör örgütü PKK böyle çıktı ortaya. 40 bin civarında vatandaşımızın canı ile birlikte yüz milyarlarca dolar bedel ödedik.

Şimdi gelinen bu noktada, Cumhuriyetimizin tapusu sayılan Lozan Anlaşması’nı “soykırım” diye nitelendiren ve Türkiye’ye Sevr’i dayatan bir terör örgütü güruhu ile sözde “barış görüşmeleri” adı altında masaya oturuyoruz!

Geçmişte bunca acı tecrübe yaşanmışken, şimdi gelin de hiçbir şey olmamış gibi gönül rahatlığı ile bu anlaşmanın bir tarafı olun bakalım!

Ajandalarında “gizli gündemleri” olanlarla samimi bir anlaşma yapılamaz!

****************

ANLAMLI SÖZ

“Bir insana zorla sevdiremezsin kendini… ‘Bana güven diyemezsin’… O bunu hissetmiyorsa, tek bir şey söyleyebilirsin; ‘Sen bilirsin’…”

CAN YÜCEL