Okullar yeniden açıldı. Sınıflar çocukların sesiyle, koridorlar telaşla, servis durakları ise sabahın erken saatlerinden itibaren kalabalıkla doldu. Anne babalar çocuklarını okula gönderirken aslında yalnızca bir eğitim yılına başlamıyor; çocuklarının geleceğine dair yeni bir umuda da kapı aralıyor.

Bir okulun başarısını yalnızca sınav sonuçlarıyla, üniversiteye yerleşen öğrenci sayısıyla ya da başarı belgeleriyle ölçmek kolaydır. Oysa eğitim çok daha büyük bir meseledir. Çocuğun kendisini güvende hissetmediği, öğretmenin baskı altında olduğu, velinin ekonomik kaygılarla boğuştuğu, bazı öğrencilerin özel imkanlarla diğerlerinin ise yoklukla yarıştığı bir sistemde başarıdan söz etmek ne kadar mümkündür?

Yeni dönemin en büyük temennilerinden biri okul güvenliği olmalı. Çocuklarımızın eğitim gördüğü kurumlar; kavganın, şiddetin, tehditlerin ve her türlü saldırının gölgesinde kalmamalı. Bir öğrencinin okula giderken “Bugün başıma bir şey gelir mi?” diye düşünmesi, eğitim sisteminin kabul edebileceği bir durum değildir. Okul kapısında başlayan güvenlik, sınıfta devam etmeli; çocuk kendisini öğretmeninin, arkadaşlarının ve okul yönetiminin yanında güvende hissetmelidir.

Fakat güvenlik yalnızca fiziksel güvenlikten ibaret değil. Akran zorbalığı, dışlanma, psikolojik baskı ve dijital şiddet de çocuklarımızın eğitim hayatının bir parçası haline gelebiliyor. Bu nedenle okulların yalnızca ders anlatılan binalar değil, çocukların kişiliğinin ve sosyal hayatının şekillendiği alanlar olduğu unutulmamalı. Çocukların sorunlarını anlatabileceği, gerektiğinde destek alabileceği mekanizmalar güçlendirilmelidir.

EĞİTİM AİLENİN GELİR DÜZEYİNİ ÖLÇMESİN!

Bir başka temel mesele ise eğitimde eşitlik. Aynı sırada oturan iki çocuğun ailesinin ekonomik imkanları birbirinden tamamen farklı olabilir. Biri özel ders alabilir, kurslara gidebilir, teknolojik imkanlara kolayca ulaşabilir; diğeri ise okul ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanabilir. Böyle bir tabloda çocuklardan aynı yarışta aynı mesafeyi koşmalarını beklemek adil değildir. Eğitim, ailenin gelir düzeyinin çocuğun kaderini belirlediği bir alan olmaktan çıkarılmalıdır.

OKUL MASRAFLARI AYRI BİR SINAV

Bugün veliler için okul masrafları da başlı başına bir sınava dönüşmüş durumda. Kırtasiye, servis, kıyafet, beslenme ve çeşitli eğitim giderleri aile bütçelerini zorluyor. Devlet okullarında eğitim alan bir ailenin dahi “Çocuğumun eğitimini eksiksiz sürdürebilmesi için daha ne kadar harcama yapacağım?” kaygısını yaşaması düşündürücüdür. Eğitim hakkı, ödeme gücü olanların ayrıcalığına dönüşmemelidir.

Yeni eğitim döneminin dileğimiz; daha az şiddet, daha fazla güven; daha az eşitsizlik, daha fazla fırsat; daha az belirsizlik, daha fazla şeffaflık getirmesi. Çünkü eğitim yalnızca çocuklara bilgi aktarmak değildir. Eğitim, bir toplumun geleceğine nasıl baktığının en açık göstergesidir.