Bir sabah kahvaltı sofrasına oturuyoruz…
Sucuk var.
Akşam köfte söylüyoruz…
Köfte var.
Marketten peynir alıyoruz…
Peynir var.
Ama artık insanın aklına çok basit, çok can sıkıcı bir soru geliyor:
Bize gerçekten ne yediriyorlar?
Çünkü Tarım ve Orman Bakanlığı'nın açıkladığı listeler artık sıradan birer denetim sonucu olmaktan çıktı. Her yeni liste, soframızdaki güven duygusundan biraz daha götürüyor. Son olarak Kırklareli'nde “sucuk” olarak satılan bir üründe at ve eşek eti tespit edildi. Üstelik bu, tek başına yaşanan bir olay da değil. Türkiye'nin farklı illerinden benzer haberler gelmeye devam ediyor.
Peki Sakarya?
Sakarya'da da tablo hiç iç açıcı değil.
Daha birkaç gün önce Bakanlığın güncellediği listede Serdivan'da “dana-kuzu Adana kebap” adıyla satılan üründe kanatlı eti tespit edildi. Aynı güncellemede Adapazarı ve Pamukova'daki bazı süt ürünleri de mevzuata aykırı içerikleri nedeniyle listede yer aldı. Daha önce ise Arifiye'de “dana-kuzu eti” diye satılan köftede kanatlı eti, Karasu'da dana köfte harcında kanatlı eti, Adapazarı'nda lahmacun harcında kanatlı eti ve Erenler'de dana sucukta kalp tespit edildiği açıklanmıştı.
Şimdi vatandaş olarak sormayalım mı?
Etin kilosuna dünyanın parasını veriyoruz. Peki tabağımıza gelen gerçekten et mi?
“Dana” yazıyor.
Dana mı?
“Kuzu” yazıyor.
Kuzu mu?
“Sucuk” yazıyor.
Sucuk mu?
İşte insanı asıl öfkelendiren nokta burada.
Mesele yalnızca birkaç işletmenin yaptığı hile değil.
Mesele, tüketicinin satın aldığı ürünün ne olduğunu bilme hakkının ihlal edilmesi.
Bir vatandaş markete girdiğinde laboratuvar teknisyeni olmak zorunda değil.
Kasaba gittiğinde DNA testi yaptıramaz.
Lokantaya oturduğunda tabağındaki eti mikroskop altında inceleyemez.
Vatandaşın yapabileceği tek şey, etikete ve satıcıya güvenmek.
O güven de kötüye kullanıldığında geriye ne kalıyor?
Korku.
Şüphe.
Öfke.
Ve “Acaba bunu da mı bize başka bir şey diye satıyorlar?” düşüncesi…
Et fiyatı yükseliyor.
Peynir pahalanıyor.
Sucuk lüks hale geliyor.
Vatandaş daha az para harcamak için kampanya kovalıyor.
Tam da böyle bir ortamda, birilerinin daha ucuz ürün üretmek veya daha fazla kazanmak uğruna tüketicinin güvenini istismar etmesi kabul edilebilir değil.
Et, sucuk, köfte, lahmacun, peynir, baharat…
Yani vatandaşın her gün tükettiği ürünlerden bahsediyoruz.
Burada elbette önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Bakanlık tarafından listelenen her ürünün insan sağlığı açısından aynı derecede risk taşıdığını söylemek doğru değil. Taklit ve tağşiş ile doğrudan sağlığı tehlikeye düşüren ürünler farklı kategorilerde değerlendiriliyor. Ancak tüketicinin aldığı ürünün beyan edilen içeriğe uymaması başlı başına ciddi bir güven problemidir.
Denetim varsa neden hâlâ şaşırıyoruz?
Belki de artık asıl soruyu buradan sormak gerekiyor.
Denetimler yapılıyor.
Laboratuvar sonuçları açıklanıyor.
Firmalar ifşa ediliyor.
Peki bütün bunlardan sonra aynı hikâyeyi neden tekrar tekrar okuyoruz?
Bugün sucukta başka bir et çıkıyor.
Yarın köftede başka bir içerik.
Öbür gün peynirde bitkisel yağ…
Sonra yeniden sucuk.
Sonra yeniden kıyma.
Bu döngü neden bitmiyor?
Soframızdaki yemeğin içeriğini sorgulamak zorunda kalıyorsak, ortada ciddi bir güven sorunu var demektir. Denetim yapılmalı. İhlal edenler açıklanmalı. Caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı. Tüketici korunmalı. Ve en önemlisi, dürüst üretici haksız rekabet karşısında yalnız bırakılmamalı.