Belediye yol yapıyor, park yapıyor, asfalt döküyor, altyapıyla uğraşıyor. Sonra bir gün mutfak kurup yemek satmaya başlıyor. Vatandaş geliyor, uygun fiyata yemek yiyor ve memnun ayrılıyor. İlk bakışta güzel bir tablo. Peki belediyenin görevi vatandaşın karnını doyurmak mı, yoksa vatandaşın hayatını kolaylaştıracak şartları oluşturmak mı?

UCUZ YEMEK MÜMKÜN AMA BEDAVA DEĞİL

Bugün vatandaşın en büyük sorunlarından biri hayat pahalılığı. Bir tabak yemeğin bile hesaplandığı bir dönemde belediyenin uygun fiyatlı yemek sunması elbette sosyal açıdan değerli.

Emekli için önemli.

Öğrenci için önemli.

Dar gelirli aile için önemli.

Çalışan için önemli.

Fakat belediyenin sunduğu ucuz yemeğin de bir maliyeti var.

Personeli var.

Elektriği var.

Kirası veya binası var.

Malzemesi var.

Vergisi var.

Ve en önemlisi, bütün bunların arkasında kamu kaynağı var. Dolayısıyla mesele yalnızca “vatandaş ucuza yemek yiyor mu?” sorusundan ibaret değil. Asıl soru şu:Bu hizmetin vatandaşa gerçek maliyeti nedir?

BELEDİYE RESTORANLAŞIRSA NE OLUR?

Burada özel sektörün de hakkını teslim etmek gerekiyor.

Sokağın köşesinde yıllardır lokanta işleten esnaf;

kirayı ödüyor,

vergisini ödüyor,

personel maaşını ödüyor,

elektriğini, suyunu ödüyor,

ürününü kendi parasıyla alıyor.

Sonra karşısında belediyenin işlettiği, kamu imkânlarından yararlanan bir işletme görüyor.

Vatandaş doğal olarak ucuz olanı tercih ediyor.

Peki esnaf ne yapacak?

İşte burada sosyal belediyecilik ile haksız rekabet arasındaki ince çizgi ortaya çıkıyor.

Belediye vatandaşı korurken esnafı ezmemeli.

Çünkü o esnaf da bu şehrin vatandaşı.

PEKİ HİÇ Mİ SOSYAL TESİS OLMASIN?

Elbette mesele bu değil. Belediyelerin sosyal tesis açmasına kategorik olarak karşı çıkmak kolaycılık olur. Bazı bölgelerde vatandaşın uygun fiyatlı ve kaliteli hizmete ulaşması gerçekten gerekli olabilir. Özellikle öğrencilerin, emeklilerin ve dar gelirli vatandaşların yoğun olduğu yerlerde sosyal tesisler önemli bir ihtiyacı karşılayabilir.

Ancak bunun bir sınırı olmalı.

Belediye, özel sektörün yapabildiği her işi yapmak zorunda değil.

Çünkü belediyenin sermayesi vatandaşın cebinden geliyor.

ASIL GÖREVİMİZİ UNUTMAYALIM

Bir belediye için en büyük sosyal tesis belki de ucuz yemek sunan restoran değildir.

İyi çalışan bir toplu taşıma sistemi sosyal hizmettir.

Güvenli kaldırımlar sosyal hizmettir.

Temiz sokaklar sosyal hizmettir.

Depreme dayanıklı binalar sosyal hizmettir.

Çocukların güvenle oynayabileceği parklar sosyal hizmettir.

Yaşlıların ulaşabileceği sağlık ve bakım hizmetleri sosyal hizmettir.

Gençlerin spor yapabileceği alanlar sosyal hizmettir.

Yani sosyal belediyecilik yalnızca masaya tabak koymak değildir.

Bazen sosyal belediyecilik, o masaya ihtiyaç duymayacak bir şehir kurmaktır.

VATANDAŞIN UCUZ HAYATA İHTİYACI VAR

Bence tartışmanın en önemli noktası burası. Vatandaş bugün belediyenin restoranında 100 liraya yemek yiyebildiği için elbette mutlu olabilir. Ama aynı vatandaş ertesi gün yüksek kirayı ödemek zorunda.

Ulaşım masrafı var.

Elektrik faturası var.

Market alışverişi var.

Çocuğun okul masrafı var.

Dolayısıyla belediyenin bir öğünü ucuzlatması hayat pahalılığı sorununu çözmüyor.

Sadece o günkü hesabı biraz hafifletiyor.

Asıl hedef, vatandaşın neden sürekli daha ucuzunu aramak zorunda kaldığını sorgulamak olmalı.