Bir milletin geleceği gençliğidir deriz. Hatta bunu sadece bir slogan olsun diye değil, bir kurtuluş reçetesi olduğu için söyleriz. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk, “Bütün ümidim gençliktedir” derken; yarının Türkiye’sini emanet ettiği neslin özgür düşünen, üreten, sorgulayan ve hayal kurabilen bir gençlik olmasını istiyordu.
Bugün ise 19 Mayıs kutlamalarında meydanlar dolsa da gençlerin içi boşaltılmış durumda. Diplomalı işsizliğin sıradanlaştığı, gençlerin kendi ülkesinde gelecek göremediği, üniversite mezunlarının asgari ücret seviyesine razı edildiği bir düzende “gençlik bayramı” kutlamak ne kadar samimi olabilir? Bir zamanlar bilimle, üretimle ve bağımsızlık idealiyle büyütülmek istenen gençlik; bugün kaygıyla, borçla ve belirsizlikle yaşamaya çalışıyor.
Gençler artık hayal kurmuyor; yurt dışına gitmenin yollarını arıyor. Çünkü umut edilen değil, sürekli ertelenen bir nesil haline getirildiler.
19 Mayıs, sadece marşlar söyleyip tören yapmak değildir. 19 Mayıs, gençliğe güvenmektir. Onlara özgür bir gelecek bırakmaktır. Fikirlerinden korkmamak, eleştiren genci düşman gibi görmemektir. Ama bugün gençlerin sesi duyulmasın isteniyor. Sorgulayan değil itaat eden, üreten değil tüketen bir gençlik modeli makbul sayılıyor.
Oysa Mustafa Kemal Atatürk’ün emanet ettiği gençlik; korkmayan, boyun eğmeyen ve memleket meselelerine sahip çıkan gençlikti.
Bugün geldiğimiz noktada gençlerden çalınan sadece ekonomik refah değil; umut duygusudur. Ve bir ülke için en büyük kayıp budur.
Çünkü umudunu kaybeden gençlik, geleceğini de kaybeder.
19 Mayıs’ın gerçek anlamı tam da burada yatıyor. Bu bayram, sadece geçmişte kazanılmış bir mücadelenin yıldönümü değil; gençlerin yeniden ayağa kalkabilmesi için verilen bir hatırlatmadır.
Belki bugün gençlerin elinden çok şey alındı.
Ama bu ülkenin geleceğini hâlâ onların cesareti, aklı ve direnci belirleyecek.