17 Ağustos 1999… Yıllar geçse de bu takvim yaprağı, Sakarya’da yaşayan her birimiz için sadece geçmişte kalmış bir tarih değil; kalbimizin tam ortasında sızlayan derin bir yaradır.
O gece saatler 03.02’yi gösterdiğinde, altımızdaki toprak sadece sallanmadı; hayallerimizi, sevdiklerimizi, çocukluğumuzun geçtiği sokakları ve geleceğimizi de beraberinde yuttu. 45 saniye… Dile kolay gelen ama yaşayanlar için bir ömre bedel olan o 45 saniyede, Çark Caddesi’nden Yenikent’e kadar tüm şehir karanlığa ve keskin bir toz bulutuna gömüldü. Feryatlar, enkaz altından gelen cılız sesler ve o çaresiz bekleyişler dün gibi zihnimizde.
Bizler Sakarya’da acıyı en yalın haliyle yaşadık. Komşumuzu, arkadaşımızı, belki de en yakınımızı toprağa verdik. Ancak bu şehir, yıkıntılarının arasından küllerinden yeniden doğmayı da bildi. Acımızı yüreğimize gömüp, birbirimizin elinden tutarak bu sokakları yeniden ayağa kaldırdık.
Yine de her 17 Ağustos geldiğinde, o sessiz gecenin yankısını içimizde hissederiz. Önemli olan, bu acıyı sadece yıldönümlerinde hatırlamak değil; toprağın bize verdiği o acı dersi hiç unutmadan yaşamak. Depremi engelleyemeyiz ama tedbiri ve güvenli geleceği inşa etmek bizim elimizde.
O felakette kaybettiğimiz tüm canlarımızı rahmetle anıyorum. Sakarya’mızın ve tüm milletimizin başı sağ olsun. Unutmadık, unutmayacağız.