Sevgili okurlar,
Ülke gündemi, malum!
Radyolar, televizyonlar, gazeteler, her gün, aşağı yukarı bu gündem ile ilgili bilgileri bizlere ulaştırıyorlar.
Yaşadığımız kent Sakarya’da, neler oluyor?
Öyle ya, “deniz mevsimi” bitmek üzere!.
Kimilerine göre, “ yaz mevsimi” kısa sürse de, “Karadeniz sahillerinin cazibesi” bir başka..
“Yaz mevsimi” hemen akla, “tatili” getirmez me?
Okulların tatil edilmesi ile birlikte aileler, “bu tatil mevsimine göre programlarını” yapmazlar mı?
Özellikle çalışanların, “tatil yapabilmek için, çalıştıkları kurum ve kuruluşlardan izin talep etmeleri, evlatları ile birlikte olabilmek adına, hazırlık yapmaları” kaçınılmazdır.
Haydi, “bu hayat pahalılığı içinde, gel de tatil” yap?
Önce, bütçe sorgulanır.
Gidiş, gelişler, kalacak yerler didik, didik aranır.
Karadeniz, Marmara sahilleri derken, Ege ve Akdeniz kıyılarına ulaşılır..

KARAR ANI?
Ah, “o karar verme anı var ya, yine bütçe ile” sınırlandırılır..
Yıl içinde birikim yapanların, sorunu yok, sanmayınız?
Yaşam, “sadece tatil ile sınırlı” olsa?
Diğer giderler, ne olacak?
Yemek, içmek, giyim, kuşam ve gelecek?
“Gelecek” ha?
Okullu olanlar, evlenecekler, askere gidecekler, iş arayanlar?
“Okul” dedin de, hangi okul?
Devlet okulu mu?
Özel okul mu?
“Paraya göre hesap yapmak”, yine karşına dikilir!
Hele, asgari ücretliyesiniz?
İmkânlarınız, sınırlıysa?
Gel de, tatil yap?

EVDEKİ HESAP?
Öncelik, evlatların geleceği ise, bu yaz tatili de ya çalışılacak, ya evde geçirilecek?
Çocuklar sokakta top oynamaya mahkûm, sen ise ek işlere koş!
Evdeki hesap, çarşıya bir türlü uymaz!
Ayağını yorgana uzat derler ya, gel de sen uzat bakalım?
Bir de bu işin,” konu, komşu ne deri” var?
“Tuzu kuru olanların”, masalları bitmez!
Hele, “bir eli yağda, bir eli balda” olanlar?
“Bal tutan parmağını yalar” diye, kim demiş?
Bir başka ses yükselir, “fakir-fukara, yoksul” mahallelerinden!
“Hani ulan bal” nerede?
Ayılar duymasın, gülmekten bayılırlar?

MEVSİM YAZ!
“Atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiştir” ya?
“Fırsat, eşitlik, adalet, hak, hukuk..” dediğin nedir ki?
“Anayasada yazıyor” değil mi?
“Aman ne lazım der, dümeni başka kıyılara çevirmek zorunda kalanlar” arasına katılırsınız!
Mevsim yaz, geceler ayaz, yaşam beyaz!
Yine de şükreder, sabır eder, yarınlara tüm planlarınızı, programlarınızı ailecek bırakırsınız!
İyi ki, “soframızda soğan-ekmek var” ya?
Kimseyi yedirmeyiz?
Eşinin, evlatlarının karşısında, vur yumruğu soğana!
Sulanmış, ağlamaklı gözler ile bakışırsınız!
Tatil ha?
“Mevsim yaz” ha?

MUTLULUĞUN REÇETESİ?
“Pırpır traktör üstünde, bayır, fundalık, fındık yevmiyecileri”, arasına katılırsınız!
“Çalışmak ayıp değil” ya?
Sizi, “bu hallere düşürenler” utansın!
“Utanma duyguları”, kalmışsa?
“Deniz, kum, güneş, tatil..”, bu yıl da hayal ya!
“Dağlara, bağlara, yaylalara, göl kenarlarına, dere boylarına” ne olmuş ki?
Ser şilteni, fokurdasın demlik?
Zeytin, ekmek, peynir eşliğinde vur bıçağı karpuzun beline!
Bırak geçsin mevsimler!
“Mutluluğun reçetesini” yaz Abidin?
Vermiyorlar mı?
Bu yılın, geleceği de var!

DEPREM ŞEHİTLERİMİZ!
Az kalsın unutuyordum..
Sahi bugün, “17 Ağustos 1999 Büyük Marmara Depreminin yıldönümü” ya!
Milletçe, neleri unutmuyoruz ki?
Allah, bir daha böyle acılar göstermesin, böyle büyük afetler yaşatmasın!
Vay be kaç yıl olmuş?
Deprem şehitlerimiz onlar, mekanları cennet olsun!..
Kalanlarımıza ise sağlıklar dilerim!
Yusuf Cinal yazıyor, 17 Ağustos 2026