Biz eskiden beri tanıdığımız Bahçeli’den Erdoğan'ın “Türk, Kürt, Arap ittifakı” sözleri tepki beklerken, onun kalkıp ‘bir Kürt ve bir de Alevi cumhurbaşkanı yardımcısı olsun’ mealindeki sözleri kafaları karıştırdı.

Etnik ya da dini kökenler üzerinden siyaset yapmanın ne manaya geldiğinin en yakın örneği Lübnan’dır.

Dolayısıyla Bahçeli’nin bu sözlerinin Türkiye’yi Lübnanlaştırma stratejisine hizmet olarak algılanması gayet doğaldır.

Bu ayrı bir yazı konusu, ben bugün Osmanlı son döneminden iki örnek vereyim ki kafanız iyice karışsın.

İlki ‘Türk olmanın ve bunu telaffuz etmenin neredeyse utanç kaynağı olduğu dönem; Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa, benim de memleketim olan İnegöl ziyaretinde, çevresinde toplanan halka o dönemin modası gereği etnik kökenlerini sorar.

Her biri göğsünü gere gere ve gururla etnik kökenini ifade ederken, arka sırada kırık sandalye üzerinde oturan yaşlı adamcağıza da “Ben, haşa huzurdan Türküm” cevabı düşer.

İkincisi, Osmanlı’nın son dönemleri yani batan geminin mallarının paylaşıldığı dönem…

Osmanlı, Fransa ve İngiltere bir üçlü anlaşma için bir araya geliyorlar.

Osmanlı’yı bizim meşhur Damat Ferit Paşa temsil ediyor.

Herkes biliyor ki Damat daha ziyade İngiltere milli menfaatlerinin temsilcisi durumunda…

Fransa’nın ilk işi usule itiraz etmek oluyor;

Bu komisyonu ve kararlarını kabul etmemiz mümkün değildir, diyorlar.

E niye?

Fransız temsilci tek tek gösteriyor; İngiliz, İngiliz, Fransız… Masada Osmanlı yok!

Haliyle insan merak ediyor eğer ABD Büyükelçisinin ve haliyle ABD’nin tavsiyesi ve ittifakın iki ortağının seslendirdiği yönetim biçiminde Türk nerede?

Yanlış anlaşılması, eğer cumhurbaşkanı değişmeyecekse diye soruyorum.

Öyle ya Cumhurbaşkanı kendi ifadesiyle Gürcü değil mi?

Bu benim iddiam değil, Sayın Erdoğan Gürcü olduğunu bizzat kendisi söylemedi mi?

Elbette ki Gürcü olmak suç değil, ben de safkan bir Abhaz’ım…

Gürcüler de bu ülkenin etnik bir parçası tıpkı Kürtler ve Araplar gibi, yani bir fark yok…

Madem ki ABD ve AB tavsiyesiyle etnik kökenleri kurcalama modası başladı ve madem ki Bahçeli etnik kökenlere göre koltuk dağıtmaya başladı, ben safkan Abhaz (Abaza) olduğum için sorsam abes kaçar ama bir Türk kalkıp ‘e bu yönetim de Türk nerede kardaş’ derse, ne cevap vereceğiz?

Şimdi birileri ve özellikle Bahçeli tarafı ‘sen ne diyorsun be, sen Cumhurbaşkanımızın Türklüğünü mü tartışmaya açıyorsun şerefsiz’ demeden önce, maziyi biraz kurcalasınlar.

Kurcalasınlar ki mevcut cumhurbaşkanının etnik kökeni tartışmasını şimdi kanka olan her iki tarafın başlattığını görsünler.

Erdoğan, 11 Ağustos 2004’te Gürcistan gezisi sırasında “Ben de Gürcü’yüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir” dedi.

Yine bir konuşmasında (Youtube den izleyebilirsiniz) “Etnik unsurlar vardır. Kürt'ü vardır, Laz'ı, Çerkez'i, Gürcü'sü, Arnavut'u, Boşnak'ı, Türk'ü vardır” diye etnik kökenleri sayarken Gürcü kısmına geldiğinde kendisini işaret ediyordu.

Dolayısıyla dönemin MHP’si(!) çok kızmıştı bu ifadelerine. Her fırsatta eleştirdiler, Sayın Erdoğan’ın etnik kökeni üzerinde tepindiler.

Bahçeli kükrüyordu adeta; "İki de bir kalkıyor 'Benim eşim Arap kızıdır' diyor. Kim olursa olsun. Bizi ne ilgilendirir. Sen de kalkıyorsun, 'ben Gürcü’yüm' diyorsun. Sana soran mı var necisin diyeceğiz?"

Yine Çorum konuşmasında Bahçeli, “Bir ülkede ‘Cumhurbaşkanı adaylarından bir tanesi Kahire’de doğdu memleket evladı değil” deme hakkına sahip misiniz? Hele bir etnik kökeni arayalım ne çıkacak meçhul. Kaynağına bakalım ne çıkacağı şüpheli” diyordu.

Ve Bahçeli, Erdoğan’ın kendisini de ortaya koyarak bu etnik köken üzerinden siyaset yapmasına acayip kızıyordu; “Çoluk çocuğa karışmış, çok sayıda evlatları olmuş. Şimdi bunları Kürt-Türk diyerek nasıl ayırt edebiliriz. Onun için birlikte yaşamak bin yıllık kardeşliği ve hukuku devam ettirmek dururken bir caninin peşinden giderek PKK'nın oyuncağı olmaya gerek var mı?”

Şimdi de ‘cumhurbaşkanı yardımcıların biri Kürt, biri Arap olsun’ diyen Bahçeli eski çözüm süreci için ne diyordu peki?

“PKK, 40 bin bu ülkenin insanını katleden binlerce evladı, Mehmetçik ve polisi şehit eden bir cani örgüt. Bu örgütle müzakere edilmez. Bu örgütle görüşülmez. Bu örgütle pazarlık yapılmaz.”

Şimdi kafanız karıştı değil mi? Karışmasın, uykunuz da kaçmasın…

Ne zaman karışacak olursa, son dönemde piyasaya sürülen ‘Ülü’l-emre itaat imanın gereğidir’ ve ‘lidere sadakat şerefimizdir’ hapını kullanın, rahatlar ve mışıl mışıl uyursunuz!