Toplumun büyük çoğunluğu İmamoğlu Davası’nın hukuki değil ‘siyasi’ olduğunu ve CHP’ye haksızlık yapıldığını düşünüyor. Buna AKP seçmeni de dahil…

Bırakın düz seçmeni, iktidar yandaşı Ertuğrul Özkök bile eleştiriyor ve “yargı bağımsızlığı demokratik rejim için hayati önemdedir” diye iktidarı uyarıyor.

Ertuğrul Özkök’ten bu çıkışı beklemeyenler ve inanamayanlar için bu konudaki iki yazısından özet aktarayım;

“Yakın tarihimizin iki çok önemli siyasetçisinin başına gelenlere bakalım.

Yıl 2002. İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Erdoğan’a suçlamalar; Cürüm işlemek için teşekkül meydana getirmek ve bu teşekkülü yönetmek, Nitelikli zimmet, Devlet alım ve satımlarında çıkar sağlamak, Rüşvet almak, Görevde yetkiyi kötüye kullanmak, Artırma ve eksiltmeye hile karıştırmak…

YIL 2025: İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’na suçlamalar; Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetmek ve bu örgüte üye olmak, Rüşvet, İhaleye fesat karıştırma, Edimin ifasına fesat karıştırma, İrtikap, Nitelikli dolandırıcılık-kamu kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle…

2002’de Erdoğan’a ve 2025’te İmamoğlu’na yöneltilen suçlamaları yan yana yazıp bir kere daha okuyun. Sayın AKP’li ve MHP’liler rica edeceğim siz de bir kere daha okuyun.

Aralarında bir kelime bile fark görebildiniz mi?

Elinizi vicdanınıza koyun. Bir tek kelime fark var mı?

Ben göremedim. Gören bana bildirsin lütfen.

Ama aralarında bir, hatta çok önemli 3 fark var.

2002’de “eski” dedikleri Türkiye’de ne oldu?

Birincisi; Erdoğan ve arkadaşları bir sabah evlerinden, eşi ve çocukları önünde 20 polis aracıyla yapılan bir baskınla alıp götürülmedi.

İkincisi; tutuksuz yargılandı.

Üçüncüsü; AKP’nin “eski Türkiye” dediği ülkeydi ve her şeye rağmen tarafsız ve bağımsız bir yargı vardı.

Erdoğan o eski Türkiye’de berat etti. Bazıları da Rahşan Ecevit affına girdi.

Ya “yeni” dedikleri bugünkü Türkiye’de ne oluyor?

Yirmi araçla baskın.

Seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı çocuklarının, eşinin, bütün Türkiye’nin göz önünde, yandaş medyanın canlı yayınları ile polis aracına tıkılıp götürüldü.

Aşağılandı.

Dört gün gözaltı ve daha suçlamaların ne olduğu bilinmeden, üç beş ne idüğü belirsiz gizli tanık ifadesiyle tutuklandı.

(Erdoğan’ın yargılandığı davada) Bir tek gizli tanık yok; o görmüş, bu görmüş yok

Dikkat edin. İddiaların hiçbiri kim ve ne olduğu belirsiz “gizli tanık” ifadelerine, “İhbarcı” adı altında ortaya çıkıp da gördüğünü söylediği toplantılarda cep telefonu bambaşka yerlerde sinyal veren ve normal olarak bir hakimin anında reddetmesi gereken itibarsız ihbarcılar yok.

Suçlamalar, belgeler üzerinden yapılıyor. Üstelik parasal değerleri İmamoğlu’nunkinden kat kat fazla.

Suçlamayı yapan da Cumhuriyet Başsavcısı.

İşte böyle bir somut suçlama tablosu ile yargılandı dönemin seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı.

Ne 20 araba ile evine baskın yapıldı. Ne eşinin ve çocuklarının önünde alınıp götürüldü. Ne 4 gün gözaltında tutuldu, Ne de tutuklanıp Silivri gibi, Ergenekon ve Balyoz skandallarından sonra artık adı Esad rejiminin Sednaya’sı ile aynı seviyeye inen bir cezaevine konuldu.

Davası normal olarak görüldü. Bazılarına sadece avukatları girdi. Ve sonunda beraat etti.

Bazıları da Rahşan Affı'na girdi.

Vicdan sahibi bir savcı, hakim veya siyasetçi bize bu çifte standardı açıklasın

Şimdi vicdanı olan hangi savcı, hangi hakim, hangi siyasetçi bize bunu mantıklı ve ikna edici gerekçelerle açıklayabilir?

Bu iki davada da iktidarın 2 numarası Sayın Bahçeli idi

Bu iki sürecin bir de ortak yönü var.

2002 yılında dönemin görevden yargı darbesi ile indirilen İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan hakkında bu dava açıldığında ülkenin Başbakan Yardımcısı koltuğunda sayın Devlet Bahçeli oturuyordu.

Ne o günün Başbakanı Ecevit, ne yardımcıları Bahçeli ve Mesut Yılmaz daha yargılaması bile başlamamış Erdoğan için “yolsuzluğa bulaşmış”, “partisi gırtlağına kadar hırsızlığa batmış” gibi açıklamalar yaptı.

Her şeye rağmen siyasette bir mertlik vardı. Devlet Bahçeli Erdoğan’a açılan davada adil davrandı.

Bugün de öyle davranacağına güvenmek istiyoruz.