Takvimler yine o karanlık geceyi gösteriyor.

Gökyüzünün kurşunla yarıldığı, tankların milletin iradesini ezmek için sokaklara sürüldüğü, savaş uçaklarının kendi halkının üzerinde alçakça uçtuğu o geceyi…

15 Temmuz yalnızca bir darbe girişiminin tarihi değildir. O gece; ihanetin üniforma giydiği, namertliğin silaha sarıldığı, vicdansızlığın devletin namusuna el uzattığı gecedir.

Ardan, namustan, şereften ve haysiyetten yoksun FETÖ yapılanması; yıllarca devletin damarlarına sinsice yerleşmiş, kendisini saklamış, yalanla büyümüş, takiyeyle beslenmiş ve en sonunda silahını bu millete doğrultmuştur.

Milletin ekmeğini yiyenler, milletin vergisiyle alınan tanklara bindiler.

Milletin göğünde uçmak için yetiştirilenler, milletin üzerine bomba yağdırdılar.

Milletin güvenliğini korumakla görevli olanların arasına gizlenen hainler, namlularını kendilerine emanet edilen insanlara çevirdiler.

Fakat hesap edemedikleri bir şey vardı:

Bu milletin iradesi tank paletlerinden daha güçlüydü.

Bu milletin cesareti uçakların gürültüsünden daha büyüktü.

Bu millet, ölüm karşısında diz çökmeyi değil, gerektiğinde ölümün üzerine yürümeyi bilen bir milletti.

O gece meydanlara çıkan insanlar, yalnızca bir darbeyi durdurmadılar. Onlar; çocuklarının geleceğini, vatanın bağımsızlığını, bayrağın onurunu ve milletin hür iradesini savundular.

Kimi elinde yalnızca bir bayrakla yürüdü.

Kimi tankların önüne bedenini koydu.

Kimi Ömer Halis Demir gibi kurşunların üzerine korkusuzca ilerledi.

Kimi son nefesinde bile vatanından vazgeçmedi.

Ve bazıları, sabaha ulaşamadı.

Onlar, bu ülkenin bağımsızlığı uğruna canlarını feda eden vatandaşlarımızdı. Annelerin evladı, çocukların babası, eşlerin yoldaşı, kardeşlerin umudu, bu toprağın namuslu insanlarıydı.

Şehit düştüler.

Fakat yenilmediler.

Çünkü onların bedenleri toprağa düşerken, ihanetin karşısında milletin iradesi ayağa kalktı.

Bugün özgürce konuşabiliyor, bayrağımızın altında yaşayabiliyor ve geleceğe dair söz söyleyebiliyorsak; bunu o gece korkuya teslim olmayanlara borçluyuz.

Şehitlerimizin geride bıraktığı boşluk hiçbir sözle dolmaz. Bir annenin gözyaşı, bir çocuğun babasızlığı, bir eşin yarım kalan hayatı hiçbir törenle telafi edilemez.

Fakat onları unutmayarak, isimlerini yaşatarak ve uğruna can verdikleri değerlere sahip çıkarak borcumuzun bir kısmını ödeyebiliriz.

FETÖ’nün ihaneti, yalnızca o gece ateşlenen silahlardan ibaret değildir. Bu ihanet; yıllarca insanların inançlarını sömürmek, gençlerin hayatlarını karartmak, devlet kurumlarını ele geçirmek, adaleti kirletmek ve milletin geleceğini bir sapkın örgütün çıkarlarına teslim etmeye çalışmaktır.

Bu nedenle unutmak, yalnızca geçmişi unutmak değildir.

Unutmak; ihanete yeniden kapı aralamaktır.

Unutmak; şehitlerin emanetine sırt çevirmektir.

Unutmak; aynı karanlığın başka maskelerle geri dönmesine izin vermektir.

Biz unutmayacağız.

Meclis’i bombalayanları unutmayacağız.

Milletin üzerine ateş açanları unutmayacağız.

Tanklarla insanların üzerinden geçenleri unutmayacağız.

Üniformanın şerefini kirletenleri, devletin imkânlarını devlete karşı kullananları ve yabancı merkezlerden aldıkları emirlerle kendi vatanına ihanet edenleri unutmayacağız.

Fakat en çok da şehitlerimizi unutmayacağız.

Korkunun karşısında duranları…

Tankların önüne çıkanları…

Kurşunlara göğüs gerenleri…

Vatanı uğruna son nefesini verenleri…

Onların isimleri yalnızca mezar taşlarında yazılı değildir. Bu milletin hafızasında, bayrağın kırmızısında ve özgürce doğan her sabahın ışığında yaşamaktadır.

Hainler karanlığa karışır.

İhanet, tarihin utanç sayfalarında çürür.

Fakat şehitler ölmez.

Çünkü vatan uğruna verilen can, toprağa gömülmez; milletin vicdanına emanet edilir.

15 Temmuz’un yıl dönümünde, FETÖ’nün hain darbe girişimi sırasında şehit edilen bütün vatandaşlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Ruhları şad, makamları âli olsun.

Gazilerimize sağlık ve huzur diliyorum.

Bu millet, kendisi için can verenleri hiçbir zaman unutmayacaktır.

Unutmadık.

Affetmedik.

Unutturmayacağız.

Semih Aslanlar