Yaz mevsimi geldiğinde hepimiz soluğu sahillerde alır, denizin serin sularında bir nebze olsun rahatlamak isteriz. Ancak son günlerde Karasu, Kocaali ve Kaynarca sahillerinde sıkça duyduğumuz bir haber var: “Denize giriş yasaklandı.” Artık bu, sadece bir uyarı değil; can güvenliği için alınan zorunlu bir tedbir haline geldi.

Elbette sahil turizmi için ciddi bir engel. Güneşin, kumun ve denizin keyfini çıkarmak isteyen vatandaşlar, planlarını iptal etmek zorunda kalıyor. Peki bu yasakların başka çaresi yok mu? Aslında var, ama çözüm kısa vadede değil; uzun vadeli önlemlerle mümkün.

Öncelikle RİP akıntısı gibi tehlikelerle başa çıkmayı öğrenmek şart. Denizde akıntıya yakalanırsanız, panik yapmadan akıntının yönüne paralel olarak yüzerek veya sürüklenirken kıyıya açılarak çıkmak hayat kurtarır. Sahillerimizde cankurtaran sayısının artırılması, uyarı tabelalarının görünür hale getirilmesi ve deniz gözlem sistemlerinin yaygınlaştırılması da alınabilecek önlemler arasında.

Ancak bu önlemler alınsa bile, doğanın gücüne karşı tamamen direnmek mümkün değil. Güvenlik, her zaman turizmden önce gelir. Bizim görevimiz ise bu dengeyi doğru kurmak ve vatandaşları bilinçlendirmek. Denize girmek yasaklandığında kızmak yerine, güvende olduğumuzu bilmek ve gelecekte sahillerimizden keyif alabilmek için gerekli önlemlere destek olmak gerekir.

Sahillerimizde yasaklar can güvenliği için bir zorunluluk, turizme engel gibi görünse de aslında uzun vadede daha güvenli ve sürdürülebilir bir tatil deneyiminin anahtarıdır. Biz sabırlı olmalı, doğanın işaretlerine kulak vermeliyiz.