Aradan çeyrek asır geçti ama 17 Ağustos’un izleri hâlâ silinmedi. O geceyi yaşayan herkes, zamanın durduğunu, hayatın bir anda altüst olduğunu hatırlıyor. Sakarya’nın sokaklarında yükselen çığlıklar, karanlıkta yankılanan siren sesleri, umutla bekleyen gözler hafızamızdan hiç çıkmadı.

Deprem sadece binaları yıkmadı; evleri, aileleri, hayalleri yerle bir etti. Binlerce can enkaz altında kaldı, yüzbinlerce insanın hayatı bir daha eskisi gibi olmadı. O geceyi yaşayanların kalplerinde kapanmayan bir yara açıldı.

Ama 17 Ağustos yalnızca bir felaketin tarihi değil, aynı zamanda bir uyarıdır. Bize, bu topraklarda yaşamanın büyük bir sorumluluk olduğunu hatırlatır. “Deprem öldürmez, ihmal öldürür” gerçeğini gözlerimizin önüne koyar. O yüzden bu acıyı anmak, yalnızca kaybettiklerimizi hatırlamak değil; aynı zamanda ders çıkarmaktır.

Bugün hâlâ yeterince hazırlıklı mıyız? Yeterince güvenli binalarda mı yaşıyoruz? Yoksa unuttukça aynı hataları yeniden mi yapıyoruz? Bu soruları kendimize dürüstçe sormadıkça, 17 Ağustos’un gölgesinden çıkamayız.

Deprem bir doğa olayıdır; ama yıkım, ihmalin, umursamazlığın ve unutkanlığın sonucudur. O geceyi unutmamak, gelecek nesillere güvenli bir şehir bırakmak boynumuzun borcudur.

17 Ağustos’un mirası bize sadece acıyı değil, aynı zamanda sorumluluğu da yükledi. O gece yıkılan her ev, kaybolan her hayat bize aynı şeyi haykırıyor: “Unutma, ders çıkar, tedbir al.”