Bir zamanlar dingin maviliğiyle içimizi serinleten Sapanca Gölü, bugün çaresizlik içinde kıvranıyor. Gündüzün kavurucu sıcaklıkları ve uzun süren kuraklık, gölün kadim sularını her geçen gün biraz daha kaçırıyor. Kısa süreli sağanaklar, umudumuz olsa da; gölün derinliklerinde kaybolan litrelere karşı nafile kalıyor.

Benim için Sapanca, sadece bir turizm noktası değil; çocukluğumun serin anılarının, dost sohbetlerinin ve sabah yürüyüşlerinin vazgeçilmez eşlikçisiydi. Orada her nefes, doğanın bize sunduğu cömertliğe bir minnettarlık ifadesiydi. Şimdi ise kıyıda yürürken suyun çekildiğini görmek, içimde tarifsiz bir hüzün bırakıyor.

Bu kuraklık, sadece gölün su seviyesiyle ölçülemez. Bölge ekonomisi susuzluğun pençesinde kıvranıyor. Doğa, dengelerini bozmamıza izin vermiyor. Küresel iklim krizi, yalnızca uzak coğrafyalardaki kutup buzullarını eritmekle kalmıyor; memleketimizin rengi yeşille maviyi buluşturan göllerini de çoraklaştırıyor. Su tasarrufu çağrıları yapılırken, öte yandan yağmur suyu depolama sistemleri, atık su geri dönüşüm projeleri ivedilikle hayata geçirilmeli. Her evde, bahçede ve işletmede alabileceğimiz küçük önlemler; bölgesel bir krizin sularında büyük fark yaratabilir.

Sapanca Gölü, yalnızca bir su kütlesi değil; hepimizin vicdanını yansıtan bir ayna. Suyu korumak, geleceğimizi korumak demek. Gelin, suyun susuz kalmasına seyirci kalmayalım. Her musluk damlasıyla gölün derinliklerine umut bırakalım. Çünkü doğa, kendine gösterdiğimiz özeni unutmuyor; o da bize sesini yeniden duyuracak.