Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve Otomotiv Sanayii Derneği’nin (OSD) açıkladığı son veriler ilk bakışta göğsümüzü kabartıyor. Sakarya; İstanbul, Bursa ve Kocaeli gibi sanayi devlerinin hemen ardından otomotiv ihracatında dördüncü sırada. Yılın ilk 9 ayında 3 milyar 325 milyon doları aşan bir dış satım, üretilen her 10 araçtan 6’sının ihraç edilmesi ve günde ortalama 595 aracın banttan inmesi… Neresinden baksanız büyük bir başarı hikayesi gibi duruyor.

Ancak verilerin perde arkasına geçip rakamları biraz kazıdığınızda, karşımıza bambaşka ve bir o kadar da düşündürücü bir tablo çıkıyor.

Gelin, rakamları konuşalım. Sakarya’da 9 ayda üretilen toplam 162 bin 696 aracın tam 143 bin 778’ini tek bir firma üretti: Toyota. Yine aynı dönemde kentten yapılan 108 bin 841 adetlik toplam araç ihracatının 98 bin 46’sı tek başına Toyota’ya ait. Yani Sakarya’nın toplam araç üretiminin yaklaşık %88’ini, ihracatının ise neredeyse %90’ını tek bir küresel dev üstleniyor.

Peki, Toyota’yı bu tablodan çıkardığımızda geriye ne kalıyor?

Türk sanayisinin ve savunma sektörünün gururu Otokar 4 bin 5 araç üretip 1570’ini ihraç etmiş. Tarımın bel kemiği TürkTraktör ise 14 bin 913 traktör üretip 9 bin 225’ini yurt dışına satmış. Şüphesiz bu iki yerli firmamızın gayreti ve ülke ekonomisine kattığı değer takdire şayan. Ancak koca bir kentin sanayi vizyonunu düşündüğümüzde, ortaya çıkan yapısal kırılganlığı görmezden gelemeyiz.

Sakarya, sanayi ve ihracat kulvarında dev adımlarla koşuyor gibi görünse de aslında tek bir bacak üzerinde duruyor. Kent ekonomisinin üretkenliği ve dış satım gücü, tek bir yabancı sermayeli markanın üretim kapasitesine ve küresel pazarlardaki kararlarına endeksli durumda. Yarın bir gün küresel bir krizde veya firmanın alacağı stratejik bir kararda Toyota’nın üretimini azaltması durumunda, Sakarya’nın o övündüğümüz "ihracat dördüncülüğü" unvanının ne kadar hızlı eriyeceğini tahmin etmek zor değil.

Buradaki temel eleştirim Toyota’nın büyüklüğüne değil; kent olarak bizim tüm yumurtaları aynı sepete koymuş olmamızadır. Sakarya gibi stratejik konuma, güçlü yan sanayi altyapısına ve yetişmiş iş gücüne sahip bir sanayi kentinin, üretim ve ihracatta tek bir aktöre bu derece bağımlı kalması sürdürülebilir bir strateji değildir.

Sakarya’nın otomotivdeki geleceği; yerli sanayicileri desteklemekten, Ar-Ge yatırımlarını artırmaktan, yeni ve çeşitli aktörleri kente çekerek ihracat tabanını yaygınlaştırmaktan geçiyor. Aksi halde bizler her yıl açıklanan parlak rakamlarla avunmaya devam eder, gerçek bir "sanayi kenti" olmak yerine "tek markalık bir üretim üssü" olarak kalırız.