İki gündür Sakarya’da aralıklarla devam eden sağanak yağışlar, sonbaharın gelişini müjdelerken hepimizin içini biraz olsun rahatlattı. Pencereden damlaların düşüşünü izlerken, pek çoğumuzun aklından aynı düşünce geçti: "Şükürler olsun, Sapanca Gölü nihayet nefes alacak." Ancak ne yazık ki gerçekler, penceremizden gördüğümüz yağmur kadar ferahlatıcı değil.
Bölgemizin ve hayatımızın en önemli tatlı su kaynağı olan Sapanca Gölü’nde yapılan son ölçümler, su seviyesinin 29,56 metreye gerilediğini gösteriyor. Çok değil, daha geçtiğimiz Temmuz ayında bu rakam 29,99 metreydi. Yani gökyüzünden dökülen sağanaklara, sonbaharın bereketine rağmen göldeki çekilme devam ediyor; kıyı şeridindeki o ürkütücü çekilme tablosu belirginliğini koruyor.
Peki, günlerdir yağan bu yağmurlar neden Sapanca Gölü’ne tam anlamıyla "can suyu" olamıyor?
Cevap aslında çok basit ama kabullenmesi bir o kadar zor: Sadece gökyüzüne bakıp yağmur beklemek yetmiyor.
Bir gölün su seviyesi; sadece yağış miktarıyla değil, o gölden ne kadar su çekildiğiyle ve çevresindeki ekosistemin ne kadar korunduğuyla doğrudan ilgilidir. Kurak geçen yaz aylarının toprağa yüklediği susuzluk, aşırı ve kontrolsüz su tüketimi, sanayileşme ve ne yazık ki bireysel olarak su kullanımındaki aşırılıklarımız... Bütün bunlar bir araya geldiğinde, iki günlük sağanağın sağladığı fayda, koca bir denizdeki damla kadar kalıyor.
Kıyıya gidip baktığınızda geriye doğru çekilen suyun bıraktığı boşluk, aslında sadece kuruyan bir göl tabanını değil; geleceğimize dair verdiğimiz alarmı simgeliyor. Hemşehrilerimizin de dile getirdiği gibi: Bilinçli tüketim artık bir tercih değil, bu şehirde yaşamanın en temel zorunluluğudur. Evlerimizde boşa akıttığımız her damla musluk suyunda, sanayide ve tarımda dikkatsizce harcanan her metreküpte Sapanca’nın geleceğinden çalıyoruz.
Yağmurlar elbet devam edecek, doğa üzerine düşeni yapacak. Ancak biz üzerimize düşeni yapmadığımız, "nasıl olsa yağıyor" diyerek suyu fütursuzca tüketmeye devam ettiğimiz sürece, Sapanca Gölü’nün kıyısındaki o çekilme çizgisi her geçen gün biraz daha içimizi acıtmaya devam edecek.
Gökyüzünün bereketine güvenmeden önce, elimizdeki vanayı tutmayı öğrenmek zorundayız. Çünkü Sapanca biterse, Sakarya’nın ne sonbaharı ne de geleceği kalır.