Bazı kararlar vardır ki insanın vicdanında bir soru işareti bırakır. O kararlar beraberinde yüzlerce soru getirir. İnsanı ikilemde bırakır ve düşünce dünyasında çıkmazı olmayan bir kaos doğurur. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın Oktay Saral’ın görevden alınması da benim açımdan böyle bir karar.

Açık konuşmak gerekirse Sayın Oktay Saral’ın görevden alınmasını doğru bulmuyorum. 10 yılı aşkın süredir görevini hakkıyla ifa eden bir görev insanını Azerbaycan’ın baş örtüsü yasağını kınadı diye görevden almak, ben dahil bir çok kişinin kabul edebileceği bir şey olduğunu düşünmüyorum. Zor zamanları eksik olmayan, daima tetikte kalması gereken, kimi zaman içindeki hainlerden darbe yiyen güzel ülkemde zaten millet ve devlet adamı bulmak samanlıkta iğne aramak gibiyken, bu karar gözlerimizi Ankara’ya çevirdi.

Bir açıklama gelir mi bilemem tabii. Ancak devlet yönetiminin kendine has bir dengesi, diplomasinin kendine özgü hassasiyetleri ve kamuoyunun her zaman bilemediği bir arka planı vardır. Dolayısıyla fikirlerimi dile getirirken devlet aklını, ülkemizin menfaatlerini ve Cumhurbaşkanımızın sorumluluğunu da göz ardı edemem.

“Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur.” (Hûd Suresi, 113)

Sayın Saral’ın Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkına ilişkin yaptığı açıklamalar, aslında bir vicdan meselesine dikkat çekiyordu. Vicdanı, inancı, merhameti ve adalet bilinci olan herkesin yaptığı gibi bu susulması gereken değil, tepki gösterilmesi ve sesimizin duyulması gereken bir konuydu. “28 Şubat’ın yeni adresi” yazımla da bir çoğumuz gibi bu dönemlerden geçmiş bir vatandaş olarak tepkimi göstermiştim. Bu konuda sesini çıkaran herkesi de tebrik ederim.

Lakin devlet diplomasisinde haklı ya da haksız yok. Tarihi bağlar, stratejik ortaklıklar, bölgesel gelişmeler ve diplomatik dengeler de kararların şekillenmesinde etkili oluyor. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki de sıradan bir devletler arası ilişki değil. “Bir millet, iki devlet” dediğimiz kardeşlerimizle olan bağımız diplomasilerin etkisinde kalmamalı. Ortak tarihimiz, kültürel bağlarımız ve gönül birlikteliğimiz, bu kardeşliğin değeri her türlü siyasi tartışmanın üzerinde olmalı.

Ancak burada çok önemli bir ayrım var: Bir konuda hassasiyet göstermek başka, iki ülke arasındaki ilişkileri zedeleyecek bir noktaya gelmek başka. “İç işlerimize karışmayın” diyen Azerbaycan yetkililerinin bizim iç işlerimizde değişiklik yapılmasını istemesini kabul edilebilir bulmuyorum. Ortada çiğnenen bir insan hakları var. Tepki gösteren milyonlarca insan var. Ama yalnızca Türk halkına sus deniyor. Karabağ savaşında yanlarında yalnızca Türkiye varken!

İnsan sormadan edemiyor: Bir insanın dile getirdiği düşünce, inanç özgürlüğü konusundaki hassasiyeti ve yıllardır üstlendiği görevler dikkate alındığında, görevden ayrılması gerçekten gerekli miydi?

Burada sakin kalmak hayli zor tabi. Ancak devlet yönetimi kişisel fikirler ve menfaatler üzerinden yapılmaz. İşte tam da burada, bütün ayrıntılarını bilmediğimiz bir karar hakkında devlete tepki gösterirken daha dikkatli olmak gerekir. Çünkü devlet yönetimi, sadece bizim gördüğümüz pencereden ibaret değil. Bizim bilmediğimiz görüşmeler, değerlendirmeler, diplomatik temaslar ve geleceğe yönelik anlaşmalar yapılır. Bu nedenle devletin karar mekanizmasının tüm aşamalarını bilmeden hüküm vermeyi de doğru bulmuyorum. Burada kendimi de eleştiriyorum.

Unutmamak gerekir ki devlet görevleri şahıslarla kaim değildir. Hiç kimse bulunduğu makamın sahibi değil, o makamın geçici emanetçisidir. Dün görevde olan bugün görevinden ayrılabilir; bugün sorumluluk üstlenen yarın başka bir göreve geçebilir. Asıl mesele, bu süreçlerde ülkenin itibarının, milletin huzurunun ve devletin menfaatlerinin korunmasıdır.

Ben Sayın Oktay Saral’ın görevden alınmasını doğru bulmadığımı ifade ederken, devletin aldığı kararı yok saymıyorum. Bir karara katılmamakla devlete karşı durmanın aynı şey olmadığının bilincinde olmak gerekir. Ülkemizin menfaatlerini göz ardı etmek de aklıselim insanın yapacağı iş değil. Sağlıklı bir toplumda farklı kanaatler dile getirilebilir; ancak bu kanaatler, devletimizin ve milletimizin ortak geleceğini gölgelememelidir.

İnanç, adalet ve dini hassasiyeti için, zulme sessiz kalmadığı için, verilen karar ne olursa olsun duruşunu bozmadığı ve çizgisinden ayrılmadığı için sayın Saral’a teşekkürü borç bilirim.