YAZININ başlığını, en az yarım asırdan beri söylene gelen bir şarkıdan aldım... Unutulmaz şarkıyı Abdullah Yüce’nin sesinden dinlediğinizde, hele de bir hicran fırtınası içinde ise halet-i ruhiyeniz, bulunduğunuz konumdan bir başka diyarlara göçmek istersiniz...

Sessizlikte kaybolup, ümitsizlik deryasında boğulmak, sessizliği bile ürküten bir negatif duygular anaforunda kendinizi ararsınız...

Bundan birkaç gün önce o şarkıyı yine dinledim. İlk kıtasını paylaşayım;

Hiç mi gülmeyecek benim de yüzüm?
Yaş bitti, kan doldu her iki gözüm!
Dilim de kurudu son bir çift sözüm;
Hem yetim hem âşık hem de öksüzüm...”

AKİF’İN SÖZÜ DE KÂR ETMİYOR!

MİLLİ şairimiz Mehmet Akif, “Yes’e Kapılma!” adlı şiirinin başında şöyle seslenir ümidi tükenenlere;

“Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak...

Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak!

Dünyada inanmam, hani görsem de gözümle;

İmanı olan kimse gebermez bu ölümle...

Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir!

Davransana... Eller de senin, baş da senindir...”

Merhum Akif’in manzum eseri böyle devam ediyor... Ancak her bir satırı birbirinden değerli, delici ve iğneleyicidir...

BİR ŞİŞEYE MEKTUP YAZIP...

BAZEN, içinizdeki duyguları, sizi seven bir kalbe ulaştırmak için bir mektup yazar ve karşı sahile ulaşması için denize bırakırsınız... Dalgaların insafına kaldınız artık... O, sizin özene bezene yazdığınız mektubu karşı sahile ulaştırmak da onun elinde, ya da başka başka diyarlara fırlatıp atmak da...

Beklersiniz ki, sevgiliye ulaşsın; akabinde iyi haberler sökün etsin...

Ama hayır!

Ne o güvendiğiniz dalgalar, mektubunuzu karşı sahile ulaştırıyor ne de o karşı sahilden beklediğiniz mektubun cevabı, yani iyi haberler geliyor.

Beklersiniz, beklersiniz... Sizi, “Şu karşı dağ varsa, şu karşı dağ... İşte oraya vardığın zaman sevdiğine kavuşacaksın” diye avuturlar, uyuturlar bir vakit... Fakat o karşı dağın bitmeyen zirvelerine ulaştığınızda, bu defa dabir başka dağın zirvesine göndermeye başlarlar...

Ümitleriniz yeniden tazelenir, kendi kendinizi avutursunuz;

“Canım şunun şurasında ne kaldı? Bir yol, o tepeye de varırım elbet!”

Tepeler bitmez!

Engeller aşılmaz!

Yâre ulaşılmaz...

KARINCAYA SORMUŞLAR...

KARINCA, gücü, çalışkanlığı ve inatçılığı ile bilinen bir canlıdır. O küçük bedenine kat be kat yükü sığdırır. Yine bir dağı aşmaya, yârine ulaşmaya kalkar o küçücük karınca... Bu defa da dağı aşmaktır karıncanın hedefi.

Derler ki, karıncaya, “Senin ömrün o dağı aşmaya yetmez! Bu telaş, bu çaba niye?”

Karıncanın verdiği cevap anlamlıdır;

“Yetmesin... Hiç olmazsa bu yolda geçer ömrüm!”

Dedik ya, karınca küçücük bir canlı... Sen ise, geçmişinle, geleceğinle, aldığın eğitimle ve başarınla koskoca bir insansın...

“Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!

Çelebiler çekilip, haremlerde kışlasın.

Hâlâ ne diye kendinle uğraştasın?

Kızım sen de Fatih’ler doğuracak yaştasın...”

Bu da Arif Nihat Asya’nın bir şiiri... Okudukça, insanın tüyleri diken diken oluyor! Vatan ve millet sevgisi depreşiyor...

Görünmez bir el, ulaşılmaz bir güç...

Örüyor hayat ağlarımızı.

Zalimin zulmü, dağı-taşı kuşatmış,

Damlanın sürekliliğidir taşı delen;

Elbet bize de güneş doğacak...

Bugün böyle bir yazı yazmak geldi içimden... Sebebini ne siz sorun ne de ben söyleyeyim...

Hayat denen bu yolda her zaman şansınız açık olsun. Kalın sağlıcakla...

******************

ANLAMLI SÖZ

“Gerici eğitim sistemi ile beyinleri yıkanan genç kuşaklar, yönetimde görev aldıkları zaman; ülke çıkarlarının değil, kendilerini eğitenlerin sözcüleri olurlar...”

EMİLE ZOLA