Yeniçağ Gazetesi’nden Fatih Ergin ‘Torpil Odası ve Vatandaşlık Borsası ve Suriyeliler SGK’yı hortumluyor’ başlıklı yazıları mülteci sorunun organize yolsuzluk boyutunu aktarmıştı.
Son yazısı ile Suriyelilerin SGK’yı nasıl hortumladıklarının kanıtı oldu…
Diyor ki; “Sınırlarımızı geçiş garantili haline getirenlerin ve hatta sınırlarımızda geçiş garantili duvar inşa edenlerin yönetiminde Türkiye adeta açık büfe haline geldi.
Tehlikenin farkında olan her vatansever gibi, hiç de yabancısı olmadığım bir dehşete tekrar tekrar düşüyorum…
Son günlerde özellikle de Suriye sınırında olan ya da bölgeye yakın şehirlerimizden bilgi yağıyor.
Kahramanmaraş’ın Kapıçam bölgesinde depremin ardından Suriyeliler için kurulan bir konteyner kent var. Konteyner kentte doktorundan hemşiresine kadar çalışan ne kadar Türk varsa, bir gecede hepsi oradan alınıyor.
Yerlerine Suriyeliler geliyor…
Ve iddia o ki; konteyner kentte eşi eczacı olan Suriyeli bir doktor çalışıyor. Bu doktor kontyener kent için koli koli ilaçlar yazıyor ama gelen kolilerden bazıları konteyner kentten eşinin eczanesinin deposuna gidiyor.
Kapıçam konteyner kent ile ilgili bölgeden başka kaynaklardan aldığım bilgiler de, burasının SGK’nın ya da Göç İdaresi’nin parasını ödediği ilaçlarla Suriye’ye yapılan kaçak ilaç ticaretine dahil olduğunu gösteriyor…
Akıllara şu soru geliyor; Suriyeliler için kurulan bir konteyner kentten Türk sağlık personeli çekilip, yerlerine görev yapacak Suriyelilerin gelmesi kaçak ilaç ticaretine yönelik bir saha düzenlemesi için miydi?
Eğer öyleyse, bu durum Suriyeliler üzerinden SGK’yı hortumlamanın bakanlıkta da bir ayağı olduğunu gösteriyor.
Sağlık Bakanlığı konu ile ilgili bir açıklama yaparsa, “Sığınmacıların derdini anlayabilsinler diye Suriyeli sağlık çalışanları Kapıçam konteyner kentte görevlendirildi” demesin lütfen…
Bu konu, böyle basit bir şekilde açıklanacak bir olay değil. Kaldı ki, böyle bir gerekçe, ortalama zekâ sahibi herkesin aklına ilk gelen ihtimaldir.
Ancak, ilaç çetesinin işin insani boyutunu bir örtü yapılabileceği de, yine ortalama zekâ sahibi herkesin aklına gelen ve gelecek ikinci ihtimal olmalıdır ki, bu konuda en büyük görev Sağlık Bakanlığı’na düşüyor.
Bir diğer bilgi ise şu; ABD vatandaşlığı almış Amasyalı bir eczacı var. Eşi Suriyeli ve iddiaya göre o da eczacı.
Hatay Reyhanlı'da eczane açmışlar.
ABD vatandaşı olmuş biri neden gidip sorun yumağına dönüşen Reyhanlı'da eczane açar?
SGK'nın ödemesini yaptığı ilaçların Suriye ile ticareti için mi? Ne dersiniz?
Tabii gelen bilgiler sadece Sağlık Bakanlığı’nı değil, güvenlik birimlerini de ilgilendiriyor.
Türk halkının cebinden çıkan paralarla ödemesi yapılıp Suriye’ye ticareti yapılan ilaçlar, Suriye’de sadece ihtiyacı olan normal insanlara gitmiyor…
Bu ilaçların İdlib’deki cihatçı terör örgütlerine gittiğinden istihbarat birimlerinin, Milli Savunma Bakanlığı’nın, TSK’nın haberi var mı acaba?
Cihatçı terör örgütlerinin dâhil olduğu bu ağa, Suriye’nin kuzeyindeki PKK-PYD terör örgütünün dâhil olmadığı düşünülebilir mi?
Hatırlayın İstiklal Caddesi’ni kana bulayan Suriyeli Ahlam Albashır’ı.
Kaçak olarak girdiği Türkiye’de alçak saldırısını gerçekleştirene kadar sığınmacı pozları verdiği, hatta bu şekilde bir fabrikada çalıştığı ortaya çıkmıştı.
Kaçak ilaç ağının içinde, sığınmacılara sağlanan ayrıcalıkları kullanarak PKK-PYD için çalışanlar yok mudur?
Ya da şöyle soralım; devletin zerre kırıntısı da mı kalmadı, bu işin üstüne gidecek?”
Mülteci ve sığınmacı konusu öyle ‘Ensar-Muhacir’ hamaseti ile geçiştirilemeze.
Söz konusu olan Türkiye’ye basit bir göç değil, Türkiye’nin demografik, kültürel ve sonuçta siyasal yapısını değiştirecek bir örtülü istila, bir kavimler göçü…
Bir kavimler göçünün bir coğrafyanın kaderini nasıl değiştirdiğini en iyi bilmesi gerekenlerin başında bir Türkler gelmekteyiz.
Keza çok yakın bir tarihte göçler ile Kerkük başta olmak üzere birçok Türkmen coğrafyasının bu kimliğini büyük ölçüde yitirdiğini bizzat yaşadık.
Emperyalizmin “kitlesel göç silahı” stratejisi ile hareket ettiğini görmemek için ya kör ya da hain olmak lazım.
Suriye ve Orta Doğu’nun değişik bölgelerinden gelen kavimler göçünü “İnsani yardım politikası” çerçevesinde görmek milli bir körlüğün çok ötesinde bir yanlıştır.
Suriye’den kitlesel göç ile emperyalizm Orta Doğu’da Birinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan haritayı yeniden çizmeye çalışmaktadır.
Orta Doğu’dan gerçekleşen bu kavimler göçüyle, Suriye’nin kuzeyi boşaltılarak Türkiye’ye nüfus aktarılmakta, Arap nüfusun boşalttığı alana ise bir PKK’istan kurulmaya çalışılmaktadır. Özetle, Suriyeli sığınmacılar meselesi bir muhacir-ensar meselesi değil, Türk ve Suriye halklarına karşı kurulmuş bir emperyalist komplodur.
Suriyeli sığınmacılar onların düşünce ve iradelerinden bağımsız olarak Türkiye’de emperyalizmin müdahale edeceği bir gayri nizami harp zemini oluşturmaktadır. Diğer bir ifade ile Suriyeli sığınmacılar, Irak ve Suriye’de iç savaşlar ve müdahaleler ile Kürdistanlar ortaya çıkarıldıktan sonra Türkiye’den de bir Kürdistan için çıkarılması hedeflenen iç savaşın benzin bidonu olacaktır. Özetle, Suriyeli sığınmacılar vatanlarına geri dönmeleri hem Suriye hem Türkiye’ye karşı kurulmuş bir komplonun çöpe atılmasıdır.