Bugün Cuma. Hz Ömer adaleti kıssalarıyla gelenlerce yönetildiğimiz için, bugün yine bütün devlet erkanı ve son yıllarda moda olması hasebiyle askeriyesinden yargı mensuplarına kadar herkes camiye koşacak.

Ve yine imam onlara Yüce Mevla’nın “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar” emrini tebliğ edecek.

Sonra huşu içinde namazlarını kılıp, işlerinin başına dönecekler.

İşleri ne? Bu ülkeyi yönetmek.

Peki nasıl? Adalet ve iyilikle…

Önceki gün Fatih Altaylı’nın duruşması vardı.

Suçu büyüktü; “Cumhurbaşkanı’nı tehdit etmişti.

"Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ömür boyu görevde kalmasına halkın yüzde 70’i karşı çıkıyor. Bu çok şaşırtıcı değil. Bu millet, hoşuna gitmediğinde padişahını bile boğmuş bir millettir. Osmanlı tarihinde suikasta kurban giden ya da intihar ettiği öne sürülen birçok padişah var” demişti.

Ben göremedim ama iddianameye göre cumhurbaşkanını tehdit etmiş, suç işleme niyetini ortaya koymuş ve daha önemlisi bunu başkalarına telkin etmiş.

İkinci celsede hüküm verildi. 4 yıl 2 ay hapis cezası ve tutukluluğunun devamına…

Adaletin hüküm sürdüğü, yargının bağımsız karar verdiği bir ülkede olması gereken neydi? Evinden gözaltına alınmasına gerek yoktu, çağırıldığında gidiyor hatta yurt dışındaysa bile koşup geliyordu.

Tutukla yargılanmasına gerek yoktu çünkü kaçmayacağını ve ortada karartılacak bir delil de olmadığını biliyoruz.

Hadi burnunu sürttüler diyelim, hiç değilse ilk duruşmada tahliyesi gerekiyordu.

İkinci duruşmada karar verildi ama karar kesinlik kazanmadığı ve yargı sürecinin üst mahkemelerde süreceği için en azından bir ev hapsiyle tahliyesi gerekiyordu, edilmedi.

Hukukçular böyle diyor, hukuk bunu gerektiriyordu. Gereğini yapmadılar.

Bilirkişi olarak dinlenen ünlü tarihçilerimizin mütalaalarını duymazdan geldiler.

Murat Bardakçı; “Dava konusu konuşmada, yapılan anketin sonuçlarını değerlendiren Fatih Altaylı’nın, yorumunu Osmanlı tarihi ile ilgili yukarıda sıraladığımız tarihsel gerçeklerle anlatmaya çalıştığı sonucuna varıldığını, sayın mahkemenizin takdirine sunarım” dedi.

İlber Ortaylı; “(Fatih Altaylı) Tamamen geçmişin bu şekilde analizini yapmaktadır. Demokratik seçim mekanizmasına inandığı açıktır. Kanaatim bu olup, Muhterem Mahkeme’nize saygılarımla sunuyorum” dedi ama nafile…

Aynı gün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Adalet Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesi görüşüldü.

Çok sevdiğim ve ‘cimcime’ lakabını taktığım TİP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Avukat Sera Kadıgil de mevcut adalet durumumuzu ve adalet bakanını eleştiriyordu.

Sözlerini özetle aktarıp hüküm ve yorumu sizlere bırakayım;

Anayasası fiilen işgal edilmiş bir ülkenin Adalet Bakanlığına vergilerimizden kaç para vereceğimizi konuşmak üzere burada toplaşmış bulunuyoruz, hakikaten çok manalı bir toplantı.

Adalet Bakanlığı 2026 için yaklaşık 400 milyar liralık bütçe talep ediyor.

Bu seneki faaliyetler ve bu zamana kadarki faaliyetlerle bu Bakanlığın 5 kuruş bütçeye bile değer olmadığını söylüyorum. Kapatalım bu Bakanlığı.

400 milyarı Adalet Bakanlığına vereceğinize çocuklara iki öğün yemek verin.

Bakanlığın sunum kitapçığındaki “Adalet devleti ve milleti ayakta tutan yegâne değerdir. Devletin varlık sebebi adaleti sağlamaktır” cümlesi var.

Bu ülkede yaşayan her 10 kişiden 8’i yargıya güvenmiyorsa devlet aygıtı, sizin deyiminizle varlık sebebini gerçekleştirmekten acze düşmüş durumdadır.

Bu ülkede bir Anayasa olmadığının en somut kanıtı nedir biliyor musunuz? Şu an yanımda oturması gereken, Hatay’da depremzede halkın oylarıyla seçilmiş olmasına rağmen bugün burada deprem suçlarını yüzünüze vurmak için oturamayan, onun yerinde Silivri’de esir tutulan Hatay Milletvekili Can Atalay’dır.

AİHM ve AYM kararlarının yüzde 91’ini uyguluyormuşsunuz, çok güzel Geri kalan yüzde 10’luk kararlar süs mü?

AYM’nin hangi kararının uygulanıp hangisinin uygulanmayacağına kim karar veriyor?

İstanbul Başsavcısı çıkmış tam sayfa röportaj verip bir iddianameyi savunuyor. Hakikaten yazıklar olsun. Ona da yazıklar olsun, bunu HSK’ye şikâyet edemeyenlere de yazıklar olsun.

Ben bir avukat olarak hayatımda en çok Zekeriya Öz’ün o kadınla kartopu oynadığı fotoğraftan utanmıştım, bir de bundan.