İktidar şunu bilsin ki o algı operasyonlarınız pek işe yaramadı. Partili, partisiz hatta yandaş olanlar bile Silivri’de görülen davanın hukuki değil siyasi olduğunu biliyor.
İddianameye göre suç örgütü lideri olan şahsın özgür olup koruma ordusuyla duruşmaya gelmesi, o elini kolunu sallayıp dahası basına açıklama bile yapabilirken sözde suç örgütü üyelerinin aylardır tutuklu ve kelepçeli olması, onca kamu kuruluşundan, onca AKP’li belediyen ihale aldığı halde, sonradan AKP’ye geçen belediyeler dahil görmezden gelinip, sadece muhalif belediyelerin üzerine gidilmesi, toplumun aklına pek yatmıyor.
Toplumun büyük bir kesimi, yargının siyasete alet edildiği ve hatta yargının iktidarın sopası durumuna düşürüldüğü ve yargı yoluyla muhalefete zulüm edildiğinin farkında…
Önceki gün, Silivri önünden açıklama yapan Özgür Özel de bu farkındalığı biraz daha arttırdı. Özgür Özel’in o konuşmasını, ne konuşması isyanını gözyaşları içinde seyredenler oldu.
Özel, oldukça duygusal ve son derece insani tepki verdi.
İddianamede zerre kadar suçunu bulamadığımız tutuklu Buğra Gökçe’nin eşini yanına alıp; “Kocasının mühür çıkan kasasına dolar montajlayan TRT. Al, ‘Ne diyorsun?’ diye sor bakalım. Sor. Onun vergisiyle yayın yapıyorsun sen. Kasadan mühür çıktı. ‘Para çıktı’ yalanı attınız. O gün daha beş aylık evliydi. Nasıl biliyorsa Allah sizi öyle yapsın. Bu kadar zulmün bir bedeli olacak elbet. Bu dünyada olmasa öbür dünyada olacak. İki elimiz yakanızda” demesi, eminim ki ekran karşısındakileri bile isyan ettirmiştir.
Özgür Özel, İBB davası tutuklularının aile ve yakınlarının oluşturduğu Aile Dayanışma Ağı ile birlikteydi.
Özgür Özel’den önce ADA oluşumu adına Dilek İmamoğlu, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar’ın kardeşi Caner Aydar birer konuşma yaptılar.
Dediklerini özetle aktarayım, altını çizerek okuyun lütfen;
“Bugün yine adaletsizliğin ve hak ihlallerinin simgesi haline gelmiş Silivri’de bir aradayız.
Dün, Türkiye’de yargının içine düştüğü duruma bir kez daha şahit olduk. Bir kez daha başkaları adına utandık. Sözde suç örgütünün lideri olarak tanımlanan kişi tutuksuz yargılanırken, seçilmiş belediye başkanlarının cezaevinde olduğu utanç verici bir durumla karşı karşıyayız. Üstelik bu belediye başkanlarının hepsi, ne hikmetse, aynı partiden! Bu koşullarda, bu mahkemelerde tarafsız bir yargılamadan, adaletin herkes için eşit işlediğinden söz edebilir miyiz?
Bugün Türkiye; tarihinin en zor günlerinden geçiyor. Her alanda büyük haksızlıklar, aksaklıklar ve eşitsizliklerle karşı karşıyayız. Nereye dokunsak elimizde kalıyor. Demokratik bir hukuk devletinin temelini oluşturan kolonlar birer birer kesiliyor.
19 Mart’tan itibaren yaşananlar, yargının nasıl siyasete alet edildiğinin en büyük göstergesidir. Önce diploma iptali, sonrasında şafak baskınıyla yapılan gözaltılar, ardından hiçbir somut delile dayanmayan gizli tanık ifadeleriyle yapılan tutuklamalar tek amacın, Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığını önlemek olduğunu açıkça kanıtlıyor. Bir avuç insanın siyasi ihtirasları uğruna, yüzlerce suçsuz insan tutsak ve en temel haklarından mahrum bırakılıyor. Aileler mağdur ediliyor. Lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi, doğal hâkim ilkesi açıkça çiğneniyor.
Yandaş medya trolleriyle seslendirilen yalanlar, baskı ve psikolojik işkence altında ortaya atılan iftiraların sonucunda ortaya bomboş bir iddianame çıktı. Şimdi bu iddianamenin yetersizliğini gizlemek için yeni oyunlar oynanıyor.
İddianame böylesine zayıf olunca, mahkemeleri canlı yayınlama fikrinden tamamen vazgeçtiler. Hatta duruşmayı takip eden gazeteci ve tutuklu yakını sayısına bile kısıtlamalar getiriliyor. İddianame ile istediği sonucu alamayanlar, çirkin karalama kampanyalarıyla itibar suikastı yapmaya çalışıyor.
AİHM kararlarına, Anayasa Mahkemesi kararlarına bile uyulmayan günlerden geçiyoruz. Böyle bir ortamda hukuk devletinden ve adaletten söz edilemez. Dolayısıyla ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ maddesi boşa düşüyor.
Belediyeler üzerinden büyük bir oyun oynanıyor. Milletin iradesine resmen müdahale ediliyor. Kayyım siyasetiyle, görevden uzaklaştırmalarla demokrasiye darbe vuruluyor. Operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar, medyada karalama kampanyaları ile belediyeler çalışamaz hale getirilmeye çalışılıyor. Bu da yetmiyor, belediyelerin yetki alanları daraltılıyor, kaynakları kesiliyor. Açıkça belediyelerin halka hizmet etmesi önlenmek isteniyor. Tüm bunlar yapılırken, insanlar haber alamasın, hiç kimse bu çarpıklıkları konuşmasın diye, büyük bir sansür ve baskı operasyonu sürdürülüyor.
RTÜK cezalarıyla, ekran karartmalarla özgür basının susturulması hedefleniyor. Habere erişim engelleri, bant daraltmaları, haber linki kaldırma gibi anti-demokratik uygulamalarla medya sindirilmek isteniyor. Sayısız aktivist, gazeteci, öğrenci, siyasi; sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Topluma bir korku salmak hedefleniyor. Diğer yandansa bir takım sosyal medya trolleri her türlü nefret suçunu, yalanı, iftirayı ortaya saçmasına, toplumsal barışa dinamit koymasına rağmen adeta el üstünde tutuluyor.”