En tehlikeli şey, sorunların varlığı değil; o sorunlara zamanla alışılmasıdır. Çünkü alışmak, farkındalığın yerini kabullenişe bırakır. Kabulleniş ise çözüm arayışını yavaş yavaş ortadan kaldırır. Bugün baktığımızda birçok konuda yüksek sesle şikâyet eden bir toplum görüyoruz. Fakat aynı toplum, bir süre sonra aynı sorunların içinde yaşamayı öğreniyor. Hatta daha kötüsü, bunu “normal” kabul etmeye başlıyor.
Fiyatlar artıyor, “çok pahalı” diyoruz. Bir süre sonra aynı ürünleri daha pahalıya alıyoruz ve sadece iç geçiriyoruz. Trafik sıkışıyor, “dayanılmaz” diyoruz. Sonra aynı yolu her gün daha fazla zaman kaybederek kullanıyoruz. Hizmetler yetersiz, “bu böyle olmaz” diyoruz. Ama bir süre sonra “zaten hep böyleydi” cümlesi devreye giriyor. İşte tam bu noktada şikâyet, etkisini kaybediyor; yerini sessiz bir kabullenişe bırakıyor.
Bu durum aslında sadece ekonomik ya da hizmet sorunlarıyla ilgili değil. Daha derin bir toplumsal refleksin göstergesi. Çünkü insan zihni sürekli stres ve tekrar karşısında iki yoldan birini seçer: ya değiştirmek için mücadele eder ya da enerji tasarrufu yaparak duruma uyum sağlar. Biz çoğu zaman ikinci yolu seçiyoruz. Çünkü birincisi yorucu, zahmetli ve sonuç garantisi olmayan bir süreçtir. Ama ikinci yol kısa vadede daha konforludur.
“Alışmak” kelimesi sık kullanılmaya başladıysa, orada bir durup düşünmek gerekir. Çünkü alışılan her problem, aslında çözümden uzaklaşılan bir noktadır. Ve en tehlikelisi, bu alışkanlığın fark edilmemesidir. İnsanlar artık yüksek fiyatları tartışmaz, sadece bütçeyi yeniden düzenler. Trafiği sorgulamaz, sadece daha erken çıkmayı öğrenir. Hizmet eksikliğini eleştirmez, sadece beklentiyi düşürür.
Bu noktada asıl soru şudur: Biz gerçekten sorunları çözüyor muyuz, yoksa sadece onlarla yaşamayı mı öğreniyoruz?
Bir diğer dikkat çekici nokta ise şikâyetin artık bir “rahatlama dili” haline gelmesidir. İnsanlar çözüm beklemek yerine sadece konuşarak rahatlıyor. Sosyal medya, kahvehane, iş ortamı… Her yerde benzer cümleler dolaşıyor: “Bu böyle olmaz”, “Artık dayanılmıyor”, “Eskiden daha iyiydi.” Ama bu cümlelerin çoğu, bir eyleme dönüşmüyor. Sadece bir boşalma alanı yaratıyor. Sonra herkes hayatına devam ediyor.
Gerçek değişim, şikâyetin bittiği yerde değil; rahatsızlığın sürdüğü yerde başlar. Çünkü rahatsızlık, hareketi doğurur. Alışmak ise durağanlığı.