‘Azami kelimesi genellikle ‘asgari’ kelimesi ile karıştırılır. Ancak bu iki kelime birbirinin zıddıdır. Azami, bir şeyin en yüksek seviyesini ifade ederken, asgari en düşük, minimum anlamına gelir.
Asgari ücret de adı üstüne en az, en düşük ücret demektir.
Neredeyse bütün dünyada, bir işe yeni başlayan, acemi, stajyer çalışana verilebilecek ücreti ifade eder.
Dolayısıyla örneğin Avrupa’da çalışan kesiminin yüzde 3 veya dördünü ilgilendirirken, bizim ülkemizde bu oran çalışanların neredeyse yarısını kapsıyor.
Evet, bizim ülkemizde yaklaşık 16 milyon insanımızı ilgilendiriyor. Milyonlarca insanımız, bir alt sınır olarak konan bu ücrete talim ediyor.
Dolayısıyla asgari ücret belirlenirken biraz değil çok daha özenli davranmak gerekiyor.
Asgari ücret belirlenirken asgari geçim standartlarının, açlık sınırının, yoksulluk sınırının ölçü alınması gerekiyor.
Gerekiyor çünkü muhatabınız işe yeni başlayan, acemi, stajyer, bekar, ev geçindirme sorumluluğu olmayan birisi değil. Aksine çok büyük bir kısmı evli ve çocuklu, aldığı ücretle ortalama bir aileyi geçindirmek zorunda olan kişiler…
Bakın, Türk-İş’in Kasım 2025’te hesapladığı açlık sınırı 29 bin 828 TL, yoksulluk sınırını geçtim, açlık sınırı diyorum. Sadece yeme, içme, beslenme diyorum yahu...
İşte bugün reva görülen, yeni açıklanan asgari ücret artık açlık sınırının bile altında.
Ve bu Cumhuriyet tarihinde bir ilk. İlk kez başımıza geliyor.
Eskiden olsa ‘yahu bu asgari ücretle bir çalışan sadece karnını doyurabilir, bu asgari ücret, boğaz tokluğuna insan çalıştırmak demektir’ derdik. 2002 öncesi Erdoğan gibi; “Evin kirasını kim ödeyecek?
Elektrik parasını kim ödeyecek? Su parasını kim ödeyecek? Çoluk çocuğun okul masraflarını kim karşılayacak? Soruyorum sizlere. Bu zalim yönetim, bu aziz millete bir bardak çayla simidi bile çok görüyor.” derdik.
Şimdi bunu bile diyemiyoruz, bunu bile soramıyoruz çünkü artık asgari ücret karın doyurmaya bile yetmiyor.
Yani ‘neredeeen nereyeee’ gelmişiz ki, artık asgari ücreti açlık sınırı ile bile kıyaslayamıyoruz.
İnsaf yahu!
Sadece 4 kişilik bir ailenin gıda harcamalarından oluşan açlık sınırı geçtiğimiz bir yıl içerisinde ise yüzde 39 oranında arttı bu ülkede...
Geçtiğimiz yıl, asgari ücret 22 bin 104 TL ile açlık sınırının yüzde 7.5 üzerinde belirlenmişti.
Alın bu yüzde 7 buçuk ile “Evin kirasını ödeyin, elektrik parasını ödeyin, su parasını ödeyin, çoluk çocuğun okul masraflarını karşılayın” denilmişti.
Bu yıl o da yok. Çünkü asgari ücret hesaplanırken açlık ve yoksulluk sınırı, enflasyon gibi bütün göstergeler görmezden gelindi.
O sürekli ağızlarından düşürmedikleri, ‘şöyle büyüdük, böyle büyüyoruz’ diye hava attıkları büyüme oranı da asgari ücrete yansımadı, yansıtılmadı.
Öyle ya “yüzde 3.7 büyüdük” dediler. ‘Milli gelirimiz 1,5 trilyon dolar oldu’ dediler, ‘kişi başına düşen milli gelir 17 bin dolara yükseldi’ dediler.
O halde soralım; Bu büyümeden asgari ücretlinin haberi var mı? Yoksa niye yok? Kişi başına milli gelir 17 bin dolar olduysa, işçinin, emeklinin, dar gelirlinin payını kim çalıyor?
DİSK-AR raporuna göre, 1974 yılında, dünyaya kafa tuttuğumuz, Kıbrıs’a asker çıkardığımız karşılığında büyük ekonomik ambargo yediğimiz o dönemde bile asgari ücret, Kişi Başına Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın yüzde 80,6’sı düzeyindeymiş.
Şimdi, yani Almanya’nın bizi kıskandığı günümüzde, asgari ücretin kişi başına milli gelire oranı yüzde 43,6’ya kadar gerilemiş…
Eğer asgari ücret, 1974 yılındaki gibi kişi başına milli gelire paralel bir oranda artsaydı, 2026 yılı asgari ücretin ortalama 48 bin 25 lira olması gerekirdi.
Yani aradaki fark çalınmış sizin anlayacağınız.
İşte yazının başlığında kullandığım azami soygun derken bunu kast ettim.
Alın terimize, emeğimize ve cebimize dadandılar…