Sapanca’yı sadece bir göl, birkaç ağaç ve güzel manzaralardan ibaret sananlar büyük bir yanılgı içindedir.

Sapanca; bir ekmek parasıdır, bir umuttur, bir ailenin alın teridir. Ve bugün bu şehirde konuşulan mesele sadece yapılaşma değil, bir vicdan meselesi olmuştur.

Yıllardır turizmin içerisinde olan biri olarak şunu açıkça söylüyorum: Bu şehirde birçok insan devletine güvenerek yatırım yaptı. Ruhsat aldı, izin aldı, borca girdi, hayal kurdu.

Ama bugün gelinen noktada, dün verilen izinlerin bugün iptal edilmesi; insanların hayatının tam ortasına bırakılmış bir belirsizliktir.

Cumhurbaşkanımızın bu sorunun çözümü noktasında verdiği talimat son derece umut yeşertti kalplerimize. Çünkü bu mesele artık sadece bir denetim konusu değil; insanların evine, huzuruna, ailesine kadar uzanan bir baskıya dönüşmüş durumda.

Bugün Sapanca’da birçok insan, her sabah ‘acaba bugün ceza mı gelecek?’ ‘acaba kapıma yıkım kararı mı dayanacak?’ endişesiyle uyanıyor.

Bu bir şehir için ağır bir yüktür.

Elbette ki, dere taşkın yataklarında, yeşil alanlarda, kamuya ait alanlarda yapılan kaçak yapıların kaldırılması gerekir. Buna kimsenin itirazı olamaz, olmamalıdır da. Devletin düzeni, doğanın dengesini korumalıdır.

Ama; kendi tapulu arazisinde, devletine güvenerek, izin süreçlerinden geçerek, alnının teriyle yatırım yapan insanların da bir gecede ‘yanlış yaptın’ denilerek cezalandırılması, ne hukuk düzenine ne de vicdana sığar.

Burada asıl mesele devlet ile vatandaş arasındaki güven bağıdır.

Eğer vatandaş, bugün doğru dediğine yarın yanlış denildiğini görürse o güven zedelenir ve bir toplum için en büyük kayıp, işte tam da budur.

Bugün içinde olduğumuz ekonomik şartlar ortada. İnsanlar zaten ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bir de bunun üzerine belirsizlik, baskı ve korku eklendiğinde mesele artık sadece bir ‘yapı sorunu’ olmaktan çıkar, bir hayat meselesine dönüşür.

Ben inanıyorum ki; bu süreç sulh ile, akıl ile, adalet ile çözülecektir.

Devletimiz büyüktür. Devletimiz, kendi vatandaşını mağdur etmez. Devlet, yanlışla doğruyu ayırırken, emeği de görür, niyeti de tartar.

Sapanca’yı korumak istiyorsak, sadece doğasını değil; insanını da korumak zorundayız.

Çünkü Sapanca’yı Sapanca yapan sadece manzarası değil; o manzaraya umut bağlayan insanların yüreğidir.

Bu topraklar bize miras değil, emanettir. Ve her emanet gibi korunmayı, kollanmayı, hakkıyla yaşatılmayı bekler.

Sayın cumhurbaşkanımızın da tarım alanlarıyla alakalı yaptığı düzenleme çağrısını son derece yerinde ve gerekli buluyorum. Bu çağrı, sadece bir mücadele değil; geleceğe bırakılacak bir iradenin, bir duruşun ifadesidir.

Bu süreçte sahada büyük bir hassasiyetle hareket eden, dengeyi gözetmeye çalışan Sayın Valimizin ortaya koyduğu yaklaşımı da ayrıca takdir etmek gerekir.

Aynı şekilde, İl Tarım ve ve Orman Müdürlüğümüz başta olmak üzere ilgili kurumlarımızın, sürecin sağduyu ile yönetilmesi adına gösterdiği yoğun emek ve gayret göz ardı edilemez.

İnanıyorum ki; bu ortak akıl, bu devlet ciddiyeti ve bu vicdani yaklaşım sayesinde, Sapanca’da hem doğa korunacak hem de vatandaş mağdur edilmeden kalıcı bir çözüm ortaya konulacaktır.

Her irade ve makamı geleceğimize sahip çıkmaya davet ediyorum.