Tarih: 6 Temmuz 2026, Pazartesi. Sakarya'da sıradan bir haftanın ilk günü gibi başladı ama Jandarma Asayiş Bülteni'ne düşen rakamlar, sanayi kenti Sakarya'nın üretim çarkları arasında gözden kaçırdığımız çok büyük bir gerçeği yüzümüze çarptı. Sadece tek bir günde, üç ilçede tam 9 ayrı iş kazası yaşandı; 11 işçimiz yaralandı.

Şükürler olsun ki hiçbirinin hayati tehlikesi yok. Ama bu "ucuz atlattık" tesellisi, bizi asıl sormamız gereken sorulardan alıkoymamalı.

Bültenin en çarpıcı, en üzerinde durulması gereken yeri Söğütlü ilçesi Soğucak Mahallesi’ydi. Gece vardiyası... Saat sabaha karşı 03.00 ile 03.40 arası. Yani topu topu 40 dakikalık bir zaman dilimi. Beş farklı işletmeden peş peşe, adeta bir zincirleme reaksiyon gibi kaza haberi geldi: M.E. (26), N.C. (39), R.Ö. (27), F.K. (36) ve İ.D. (28)... Kimi kadın, kimi erkek, kimi gencecik yaşta beş emekçi, gecenin o en kör saatinde, muhtemelen uykunun ve yorgunluğun en ağır bastığı o 40 dakikada yaralandı.

Akyazı’da gün boyu süren kazalarda 19 yaşındaki gencecik M.A.E.’den 49 yaşındaki tecrübeli M.K.’ye kadar 5 işçi hastanelik oldu; Erenler’de sabahın ilk ışıklarında bir başka işçi güne yaralanarak başladı.

Resmi kayıtlara geçen gerekçe hep aynı: "Bir anlık dikkatsizlik ve tedbirsizlik."

Peki, gerçekten öyle mi? İnsan robot değil ki kesintisiz bir dikkatle 8-12 saat boyunca aynı performansı göstersin. Özellikle Söğütlü’deki o 40 dakikalık "kaza yağmuru", bize kronik yorgunluğun, gece vardiyalarındaki biyoritim bozukluğunun ve belki de yeterli mola düzenlemelerinin yapılmamasının bir faturasıdır. Dikkatsizlik bir sebep değil, bir sonuçtur; yorgunluğun, uykusuzluğun ve aşırı yüklenmenin sonucudur.

Jandarma ekiplerimiz elbette ihmal olup olmadığını araştırmak için tahkikat başlattı. Ancak mesele sadece hukuki bir ihmal aramaktan öte, topyekun bir iş güvenliği kültürü meselesidir. İşverenlerin "hadi daha hızlı" baskısı ile işçinin "ev geçindirme" kaygısı arasında sıkışan o dikkat, elbet bir yerde dağılıyor.

Neyse ki bu kez canımız yanmadı, facianın eşiğinden dönüldü. Ama üretim bantlarının hızı, insan canının emniyetinden daha değerli hale geldiği sürece, bir sonraki bültende bu kadar şanslı olmayabiliriz. Unutmayalım; hiçbir üretim rakamı, bir işçinin evine sağlam dönmesinden daha büyük bir başarı değildir.